Göle Maya Çalmak

Türk ulusunun en önemli mizah karakterlerinden birisi de aynı zamanda bir filozof gibi düşünceleri ve davranışları olan Nasrettin Hoca’dır. O kadar çok masalımsı öyküleri vardır ki, birçok alanda olduğu gibi bu alanda da tanıtım becerimiz olmadığı için Dünyaya pek duyurulamamıştır. Böyle bir varlık yabancıların elinde olsa tüm dünya onu tanır ve hakkında neler üretilmezdi ki. İşte böylesine güzel bir insan olan Hoca Nasrettin’in öykülerinden birinde hocanın göle maya çaldığını gören köylüler gülerek takılırlar hocaya. “Yahu hocam, hiç gölde maya tutar da yoğurt olur mu?” Hoca cevap verir, “be ahmaklar ben de biliyorum göl maya tutmaz. Ama ya bir de tutarsa?” Gerçekten de o gölün maya tuttuğunu düşünün bir, dünyanın en büyük Yoğurt gölüne sahip olurduk. Bu öykü de tüm dünyada anlatılırdı tıpkı Andersen’in masalları gibi ya da La Fontaine’nin. Dede Korkut’umuzu da tanıtamadık tıpkı Nasrettin Hoca gibi. Şüphesiz ki bunda, hurafeyi din olarak yüzyıllardır yutturdukları ülkemize matbaanın bu nedenle çok geç gelmesi önemli bir rol oynamıştır.

Sürekli olarak günah, yasak, kâfir icadı gibi safsatalarla toplumun gelişmesini ve aydınlanmasını istemeyen karanlık zihniyetler yüzünden birçok konuda olduğu gibi bu konuda da sınıfta kaldığımızı kabul etmek zorundayım. İlk okul çağlarından itibaren ki, benim çocukluğum da dahil olmak üzere Pamuk Prensesler, Kül Kedisi, Rapunzel ve Kırmızı Başlıklı Kız gibi masallarla uyutulmuş ve avutulmuşuz. Prens Kurbağayı öpüyormuş da kurbağa hemen çok güzel bir Prenses oluyormuş. Yahu bir kere kurbağayı kazara öpersen her tarafında siğiller oluşur, bırak güzel olmayı ucubeye dönersin. Ya da Rapunzel saçlarını metrelerce uzatıp pencereden sarkıtacak da esas oğlan o saçlara tutunarak tırmanacak da da da da . Çocuklara masal anlatmak belki eğitimsel anlamda çocukların hayal güçlerini çalıştırma adına önemli olabilir. Bu konuda söz söyleyebilecek durumda değilim, ama bu kadar saçmalıkları beyinlere sokmak da pek anlamlı gelmiyor.

Ya da Din tacirlerinin şeyhlerini (Şıhlarını) parlatırken anlattıkları saçma sapan öyküler gibi. “ “Geçenlerde bizim Şıh efendi hazretleri ormanda gezerken karşısına yüz tane aslan, yüz tane de kaplan çıkmış. Şıh efendi hazretlerinin elinde hiçbir silah yokmuş, şöyle nefesini bir çekmiş ve öyle bir üflemiş ki aslanlar da kaplanlar da kasırgaya yakalanmış kayıkç ı teknesi gibi havada uçarak dağlara çarpmış ve paramparça olmuşlar. Şıh efendi de Huma kuşunu çağırıp sırtına binmiş ve dağları aşarak dergâhına gelmiş.” Kim dedi?” “Bizim ağa görmüş de o söyledi.” Bu yüzden dilimizde şöyle bir deyiş vardır ya “Şeyh uçmaz, müritleri uçurur”.

Oysa ki, gerçeklerle beslemek gerekir çocukları. Tabii ki güzel öyküler ve masallar ruhsal gelişimleri ve hayal dünyalarını çalıştırabilmek için gereklidir. Ancak, Süpermen gibi, Batman gibi ya da örümcek adam gibi fantastik öykülerin gerçek olmadığını, insanların uçamadığını ve bir üfürmeyle aslanların ve kaplanların dağlara çarparak parçalanamayacağını da anlatmak gerekir. Çocukların hayal dünyalarının içinde boğulmaları yerine hayal dünyalarını geliştirerek gerçek ilim ve bilimle beslenmelerini de sağlamak gerektiği kanısındayım. Çocuklar tabii ki göle maya çalmanın bir şaka olduğunu bilmeli ama ondan önce de yoğurt yapmak için maya çalma sözcüğünün anlamını da öğretmeliyiz gereken zaman içerisinde.

Gerçi şimdiki çocuklar ve gençler için Z KUŞAĞI deniliyor. Bu kuşağı anlayabilmek benim yaşımdakiler için pek de kolay olmayabiliyor. Fakat en azından onları anlayabilmek için çaba ve emek sarf ediyorum. Ne zaman “Bizim zamanımızda” demekten vazgeçip de zamanın onların zamanı olduğunu kabul edersek sanırım daha iyi anlayabileceğiz. Zira bizim zamanımız bizim zamanımızda kaldı. Artık bu zaman onların zamanı ve biz onlar için geçmişi oluşturuyoruz. Bizim uyutulduğumuz o masalları onlar dinlemiyor, çoğuna gülmüyorlar bile. Bizler gibi tuttuğu futbol takımları kazanınca mutluluktan göklere uçmuyor, yenilince de kara kara yaslar tutmuyorlar. Onlar için basit ve sıradan bir futbol gösterisi. Belki de böylesi daha doğru.

O aptalca siyasi söylemlere de pek itibar etmiyorlar. ‘Ceğiz, cağız’ nutukları atan bir siyasetçi gördükleri zaman gülüyorlar. Ekranlarda asarız keseriz tarzı bağırıp çağıran siyasetçilere de kusacak gibi bakıyorlar. Zira onların dünyaları ve dünyaya bakışları çok farklı ve çok daha gerçekçi. Masallar yerine gerçeklerle büyümek ve gerçeklerle yüzleşmek istiyorlar. Geçmişlerini yok saymıyorlar ama geçmişte yaşamak yerine bugünü yaşamak ve yarın için bugünü yok etmemek istiyorlar. Şüphesiz ki tüm çocuklar ve gençleri böyle diye tanımlamak da pek doğru olmayabilir. Ancak, gözlemlerimde çoğunluğun böyle olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır.

Göl yerine fikirlere ve zihinlere maya çalmak dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno porno izle hd porno porno seyret sikiş izle hack forum

betmarino aresbet betnano asyabahis mroyun bahigo mobilbahis bets10 imajbet betper