İlk İsyan, İlk Kan

Hayat her gün daha da zorlaşıyor, sadece ağabeyinin çalışması ile geçinemiyorlardı. Annesi zaten doğduğundan beri hastalıklarla boğuşmuş olan karagözlüsüne kıyamıyor, gündüz bir iş bulunca günübirlik çalışmaya gidiyordu. “Ben de ağabeyim gibi çalışacağım, simit satacağım” diyerek annesinin çalışmasını istemiyordu. Çünkü sokaklarının açıldığı ana caddede berber Cabbar’ın anasına pis pis baktığını bir kere görmüş ve çok zoruna gitmişti. Zorla bir simit tablası daha yaptırdı ve ağabeyiyle birlikte tekrar simit satmaya başladı.  Ama o Cabbar denen piç hiç aklından çıkmıyordu. Bardağı taşıran son damla küçük kız kardeşinin bir gün ağlayarak “Pis adam, anneme laf attı” demesi oldu. Yine babasına ve amcalarına bir kez daha sövdü. Babasız büyümek ne kadar zordu. Babası olsaydı başlarında bunlar hiç olmayacaktı.

Kendince iyi bir plan yaptı. Sütçü Faruk en iyi arkadaşıydı. Faruk’un babası kasap Ömer amca eski kulağı kesiklerden çok saygın ve çok namuslu bir adamdı. Faruk’un ağabeyleri Uçan kale Erol ve büyük ağabeyleri Metin de kabadayı aleminde adı sayılan ağırbaşlı ağbilerdendi. Faruk’a gidip bir silah bulmasını istedi. Ne yapacağını sorduğunda da “Birilerini korkutacağım, sonra getiririm “ dedi. Faruk da ağabeylerinin evdeki silahlarlından 7.65 bir Kırıkkale’yi getirdi. “Ama yarın geri getir ha” diye sıkı sıkı da tembih etti.

Silahı koydu beline ve akşam geç saatlere kadar bekledi. İçinde büyük bir korku, heyecan ve nefret çığ gibi büyüyordu. Artık dükkanların kapanma saati gelmiş ve elektriği olmayan dükkanlar kepenklerini tek tek indiriyorlardı. Berber Cabbar’ın dükkanının önüne gitti. Cabbar da dükkanı kapatma hazırlığında dükkanı temizliyordu. İçeri girdi, silahı doğrultup daha önceden mermiyi ağzına verdiği silahın tetiğini çekti ve sonuna kadar ateş etti. “Yandım anam, yetişin”  çığlıklarına aldırmadan hemen dükkandan koşarak kaçtı ve Büyük saatin çapraz karşısındaki Tüccar kulübünden içeri girdi. Kapıdaki görevlinin müdahalesine fırsat vermeden büyük amcası Ziya’nın her zaman oturduğu salona girdi ve silahı ona da doğrultup tetiğe bastı. Ancak, şarjördeki tüm mermileri Cabbar’a boşalttığından büyük amcaya bir şey kalmamıştı. “Senin gibi amcanın, senin gibi ağanın” diye ağzına gelen tüm küfürleri saydı. Etraftakiler hemen elinden silahı aldılar ve amcasına verdiler.  Su getirdiler, içti. Elini yüzünü yıkadılar. “Geberttim piçi, adam olup da sahip çıkamadınız bize. Ama ben hepinizden daha büyük ağayım. Ben bastım mermiyi şerefsize” diye bağırmaya devam etti.  Haber çok çabuk yayılmıştı. Büyük amcasının adamları hemen Cadillac’ı getirdiler ve hep birlikte binip köye doğrul gittiler. Amca talimat verdi, “bakın şerefsize ölmüş mü? Gören var mı? Ölmemişse söyleyin vuranı görmedim desin? Gören varsa da karakolda görmedik desinler.”

O kadar nüfuzlu biriydi ki büyük amca, tüm sülalenin tersine ufak tefek bir adamdı, ama gölgesi herkesten daha büyüktü. “Yahu tam da İsmet Paşa’nın geleceğine yakın böyle bir olay hiç hoş olmadı” dedi adamlarına. Hala kendini düşünüyordu. Öfkesi bir kat daha arttı. Keşke bir mermi daha kalaydı da onu da vuraydı.  “Ne oldu anlat bakalım” dedi hafif sertçe. Yorgunluk ve stresten olacak başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. İlk defa bu kadar yakından gördüğü büyük amcası, o sert adam başını okşuyordu. “Korkma dedi gerekeni yaparız. Tüm olanları anlattı amcaya. “Niye ağabeyin vurmadı da sen vurdun” diye sorunca. “Ben çok küçüğüm bana az ceza verirler. Sonra ağbim eve bakabilir ama ben bakamam. Hem ağbime daha çok ceza verirler. Şimdi ben az yatarım, ağbim de hepimize bakar.”

Köye vardılar, yemekler hazırlandı, zorla da olsa karnını doyurdu, bir kenara çekildi ve izlemeye başladı. Babasının köyüne bu üçüncü gelişiydi babası gittikten sonra. İçi bir kez daha burkuldu.  Hem büyük bir saygı hem de büyük bir nefret duyduğu büyük amcası gerçekten de çok önemli bir adamdı. Çiftliğe onlarca insan gelmişti. Çaylar, kahveler ve sohbetler yapılmaya başlandı. Gündem İsmet Paşa’ydı. Nasıl karşılanacak, nasıl ağırlanacak ve Demirel’i incitmeden bunlar nasıl olacaktı. Sonradan öğrendi ki partiler üstü bir adamdı büyük amcası.

Birkaç saat sonra iki otomobil geldi, adamlar telaşla amcasının yanına geldiler. Usul usul bir şeyler konuştular. Amca herkese gerekli talimatları verdi ve döndü karagözlü çocuğa. Senin de şansın varmış o şerefsizin de. Ölmemiş, dört mermi değmiş üçü boşa gitmiş, ameliyat iyi geçmiş. Bir hafta yatar, çıkar demiş doktorlar. İki kişi görmüş seni ama “görmedik” demişler polise. “Karanlıktı, koşarak kaçtı. Uzun boylu, esmer bir adamdı” diye ifade vermişler. Cabbar da ayılınca bizim çocuklar gitmişler, “vuranı görmedim” diye ifade verecekmiş ve iyileşince memleketi Niğde’ye geri dönecekmiş.” Yarın sabah okula git ve bir hafta rapor al, sonra tekrar köye gel. Bir hafta sonra döner okuluna devam edersin.”  Her şeye rağmen tek bir teşekkür dahi etmeden amcasına ayrıldı köyden. O günün sabahında 12 yaşında değil 20 yaşında hissetti kendisini.

Sabah anasının yanına vardığında her zamanki vakur duruşuyla “hoş geldin karagözlüm” deyip sarıldı anacığı, ağabeyi ve bacısı. Öylece kaldılar bir süre. Aile olmanın ne olduğunu o gün daha bir güçlü hissetti. “Ana” dedi. Eğer ben de bir gün baba olursam çocuklarımı babasız komayacağım.”

Komadı da.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno porno izle hd porno porno seyret sikiş izle hack forum