En sevgili en sevgili ile…
Yesrib ağırlıyor Habîb’in evladını…
Habîb’in beldesinde, torununun gölgesinde yanındaki nasipliler. Hasretin vuslata döndü.
İşte kavuştun meşrebinle benzediğin Ebû Bekir Efendime… İşte kavuştun celâlinden nasip aldığın Ömer Efendime… İşte kavuştun elinden düşürmediğin Kur’ân’ın ile hâllenip benzediğin Osman Efendime… İşte kavuştun fedakârlığını omuzlarında taşıdığın Hamza Efendime…
Arafat’ta niyazınla Âdem Babama kavuştun. Müzdelife’nin sessizliğinde ümmetin yükünü omuzladın. Mina’da attığın her taşta; şeytan değil, gönüllerdeki bütün perdeler yok olsun diye ettin niyetini.
Sen vakfede açtın ellerini semaya, sufilerin dört bir yandan “Âmin” dedi. Sen dua et babam… Biz senin âminlerine sığınırız.
Kurdun kutlu beldede zikir halkalarını.
Bir bir dizildi ceddinin ervahı.
An bizi de onlarla, sırtlandığın yükünü alalım, bulamasak da arayanlara karışalım.
Yükselemesek de düşmeyenlerden olalım.
Kemalatın sessiz huzuruna erişemesek de
Zillette olanlardan olmayalım.
Ulaşamasak da menzilimize
Yarı yolda kalanlardan olmayalım.
Erenlerden olamasak da
Erenleri sevenlerden olalım.
Habibin huzurunda da Ya Rabbi dedirt,
Ben pişmanım
Bütün yapmış olduğum günahlardan.
Keşke yapmasaydım.
İnşallah birdaha yapmayacağım …
Devamında sen kimi kabul ettiysen, bizim gönlümüze de onları kabul ettirsin Mevla.
Sen kimden uzaksan, ondan uzak eylesin.
Sen kimin izini sürüyorsan, yolunda toz olup bulalım menzilimizi.
Biz karıştık Evladı Resulun kervanına. Senin baktığın yere bakıyor, senin sevdiğini seviyor, senin yalvardığın kapıda bekliyoruz.
Biliyorum bizleri de unutmadın. Kâbe’nin örtüsüyle kavuşturduğun ellerinle, Ravza’nın huzurunda titreyen yüreğinle, Arafat’ta gözyaşına karışan niyazlarınla bizi de andın.
Biz tutunduk eteğine; ulaştır bizi ceddinin sevdasına… Ulaştır bizi Habîb’in kapısına… Ulaştır bizi, Allah’ın razı olduğu kulları arasına…