İhmal mi, ihtimam mı?
Aile, genellikle küçük ayrıntılara gösterilen özen sayesinde ayakta durur. Birini ihmal etmek, aslında onunla ilgili küçük detayları hatırda tutmamakla ilgilidir. İhtimam ise en küçük ayrıntıları fark etmek, onlara özen göstermek ve değer vermektir.
Küçük ihmaller, dışarıdan bakıldığında bir ilişkiyi bitirmeye yeterli gibi görünmese de meyveyi içten içe yemeye başlayan bir kurt gibi ilişkiyi içeriden çürütmeye başlar. Önce değersizlik duygusu olarak çıkar insanın karşısına. Değersiz hisseden kişi, içten içe
öfkelenmeye başlar. Değersizlik duygusunu zamanla yetersizlik duygusu takip eder. Kişi, ihmal edilmesini kendi yetersizliğiyle ilişkilendirir ve öz saygısını yavaş yavaş yitirmeye
başlar. Her ihmal edilişinde, kendisini değersiz hissettiren partnerine karşı öfkesi biraz daha artar.
Partner ise çoğu zaman bu durumu ilk başta anlayamaz. Yaşananları kişiselleştirmez; karşı tarafı küçük şeylere öfkelenen, her şeyi abartan biri olarak görmeye başlar. İşin garip yanı ise zamanla bunu karşı tarafa da kabullendirmesidir. Böylece küçük ihmallerin sonucunda iki taraf önce kendilerine, sonra birbirlerine, en sonunda da ilişkilerine olan güvenlerini kaybeder.
İhtimamda ise aynı durumun müspet örneğiyle karşılaşırız. İlişkide gösterilen en küçük
ihtimamlar bile zamanla büyük anlamlar kazanır. Örneğin erkeğin hanımına, “Bugün çok yoruldun. Yemek yapıp daha fazla yorulma, bu akşam dışarıdan bir şeyler söyleyelim.”
demesi ya da hanımın kocasına, “Hafta içi çok yoruluyorsun. Seninle dışarıda vakit geçirmeyi çok isterim ama evde daha iyi dinlendiğini biliyorum. Bu hafta sonunu evde birlikte
geçirelim.” demesi küçük ihtimam örnekleridir.
Evet, bunlar küçük davranışlardır. Fakat ihmalin aksine, önce eşlerin kendilerine olan
güvenini besler. Kişi, “Ben değerliyim ki bana bu kadar özen gösteriliyor.” diye düşünmeye başlar. Değer gören insan ise karşısındakine daha fazla ihtimam göstermeye yönelir. Bir süre sonra bu durum karşılıklı güvenin inşasına dönüşür. O güven inşa edilirken de ilişki, fark
edilmeden sağlam bir zemine oturur.
Belki de aileyi ayakta tutan şey büyük fedakârlıklar değil, her gün birbirimize gösterdiğimiz
küçük ihtimamlardır. Çünkü sevgi, çoğu zaman yüksek sesle değil; ince bir özenle, fark edilen küçük ayrıntılarla ve kalpten gelen zarif davranışlarla konuşur.