Adana’da kayak mı yapacağım?

Sarıkamış’ta üçüncü ayıma gelmiştim ve üşümüyordum. Yanlış okumadınız, cehennemin dünya şubesi Adana’dan gelmiş bir genç olarak Sarıkamış’ta üşümüyordum. Bir gram rutubet yoktu çünkü burada. Soğuk, açıkta olan burnunuzu ve kulaklarınızı ısırıp kızartıyor ve bir müddet sonra da buna alışıyorsunuz. Tuvaletlerinde soba yaktırılan bu doğa harikası yerde çivi gibi olmuştum. Askere gelirken astım bronşitliydim. Altı ay sonra izine geldiğimde aile doktorumuz dünyanın en iyi ablalarından Doktor Hülya ablam bile şaşırmıştı. Ne astım kalmıştı ne de bronşit. Sarıkamış’ın o muhteşem havası ve çam kokulu suları bana ilaç olmuştu adeta.

1972 yılı Ocak ayı Tümen Karargâhının girişindeki alkollü termometre eksi 32’yi gösteriyor ve ben üşümüyordum. O gece nöbetleri sıklaştırmış ve on beş dakikaya indirmiştik. “Aman ha çocuklar dikkat edin, bu havada gece nöbetteki çocuklar uyumasın. Allah muhafaza uyurlarsa donarlar ve ölürler.” Bu sıkı sıkı tembihten sonra tüm Garnizon daha dikkatli olmuş ve garnizondaki tüm birlikler on beş dakikada bir nöbetçi değiştirmeye başlamıştı. Çok şükür hiçbir kötü olay olmadı demeye kalmadan hem de bizim bölükte Tümen Karargâhında iki askerin donduğu haberi geldi ve doğru hastaneye gittik. Çok şükür ki çocuklar ölmeden devriyeler yetişmiş ve tecrübeli çavuş çocukları karla ovmaya başlamış ve bu şekilde Jeep’e bindirip hastaneye yetiştirmişler. Gerekli müdahaleler yapıldı ve çocuklar kurtuldular. Sonra da birer ay moral iznine gönderildiler memleketlerine. Çavuş’a da bir ödül verildi ve o da on beş gün izne gönderildi. O gün öğrendim ki soğuktan donanı karla ovmak ve sobadan uzak tutmak gerekirmiş.

Bu olaydan sonra Tümen Komutanı ve Yardımcısı ile Kurmay başkanına brifing verildi tüm birliklerden. Çok şükür başka bir vukuat ve zayiat olmamıştı. Çok tehlikeli bir soğuk ve gece atlatılmıştı ama benim sivri aklımla üç aydır sorduğum soru da böylece gündeme gelmişti. “Bu benzinlik nöbeti nedir?” diye sordu Tümen komutanı. Herkes birbirine baktı, ortalık biraz soğudu ve gerildi. Komutana cevap verememek büyük bir zaafiyetti çünkü. Bu konuyu daha önceden araştırmış olduğum için cevap vereceğim ama büyük bir çılgınlık ve aptallık yapmış olurdum. Bu yüzden gözlerinin içine adeta deler gibi baktığım Kurmay Başkanı Albay (isimleri veremeyeceğim) “Komutanım, konuyu Sinan biliyor galiba, müsaade ederseniz açıklasın” dedi. O her zamanki sert bakışlarının altında gizli babacan edasıyla “Bu çocuk da her şeyi biliyor yahu, anlatıversin bakalım” deyince. “Emredersiniz komutanım” deyip anlatmaya başladım. “Yıllar önce bölüğe benzin gelmiş, fakat depolar o gün dolu olduğundan dört fıçı dışarıda kalmış ve herhangi bir sakatlık olmasın diye o dört fıçıyı şimdiki benzinlik denilen bu çıplak tepeye doymuşlar. Askerliğin kuralları gereği de benzinlik nöbeti yazmışlar. Bir ay sonra bu benzinler depoya götürülmüş ama iki tane boş fıçı kalan bu yere benzinlik nöbeti yazılmaya devam etmiş ve yıllardır böyle gelmiş” deyince hemen Bölük komutanı üsteğmen çağrıldı, on dakika sonra bölük komutanına soruldu. Cevap alınamadı ama kimse kızmadı da. Durumu Bölük komutanına bir daha anlatmamı istediler ve o günden sonra benzinlik nöbeti kaldırıldı. Askerlikte bazen mantık olmaz demeleri demek ki bu yüzden diye düşünmedim değil.

“Her haltı bu kadar iyi biliyor ve araştırıyor bu deli oğlan. Kayak yapmayı da öğrendi mi” diye sorunca içim cız etti. ‘Hayır’ cevabını verince de derhal kayak kaymayı öğrenmem emredildi. Çünkü modern bir Türk genci ve de askeri mutlaka her şeyi ve de kayakla kaymayı mutlaka bilmeliydi. Ertesi gün ne kadar saklanmaya ve kaçmaya çalışsak da akşam Orduevinde program yaptığımız için ne Cengiz kaçabildi ne de ben. Birinci kadehini içip de biz de sahneden mola vermek için indiğimizde “Kayağa başladınız mı” diye sordu. “Henüz fırsat bulamadık” cevabını alınca da “yarın sabah ben de kayacağım, gelin de sizlere de öğretsinler” emrini aldık. Artık bu işin kaçarı göçeri kalmamıştı. Sabah erkenden kalkıp Dağcılık Alayına gittik Kurmay başkanımızın arabasıyla.

Bize kayak kıyafetlerini giydirdiler ve tabii ki bugünkü şartlarla kıyaslanamayacak kadar iptidai olan kayakları ayağımıza taktılar. Kar sapanı ve buna benzer tüm temel bilgileri iki saat boyunca anlattılar ve öğretmeye çalıştılar bu işin profesyoneli olmuş astsubaylarımız. Sonunda bir tepenin başından adeta itekleyip kaymamızı başlattılar sırayla. Cengiz on metre dahi gidemeden düşmüş ve aşağıya kadar yuvarlanmıştı. Epey güldüler sıra bana gelene kadar ve aynı akıbet benim de başıma geldi ama birkaç metre daha sonra. Çünkü ben Cengiz’e göre daha az kiloluydum ve biraz daha atletiktim. Ama son aynı oldu. Tepetaklak yuvarlandım ve kendimi aşağıda ayaklarım ve kayaklarım havada sırt üstü buldum. Çok şükür ikimizin de herhangi bir yeri kırılmadı., Ama birkaç gün tüm etlerimiz ağrıdı.

Komutanlar birkaç akşam biz sahnede program yaparken çok takıldılar, “Adana’nın yetiştirdiği en büyük kayakçılar” diye bir güzel de eğlendiler bizimle. Bir akşam Komutan yemekte yine takıldı, “yarın tekrar kayacak mısınız çocuklar?”. Hafif bir tebessümle “Komutanım Adana’ya 1945 yılında bir kez kar yağmış o da on dakika sürmüş ve üzerine türküler yakılmış. “Adana’ya kar yağmış, kar altında gül kalmış, benim yarim buralı seninki nerde kalmış” diye. Adana’ya kar yağacak da kayak mı yapacağım?” Hep birlikte gülüştük ve kayak maceramız bu şekilde sona erdi. Bugün yeni yeni kıymetini fark edebildiğimiz Sarıkamış gibi olağanüstü bir kış sporları merkezini gidip tanımakta yarar olduğunu düşünüyor ve tüm dostlarıma tavsiye ediyorum. Sarıkamış’ı görmeden Alpler’i görmeye gitmeyin.

Ne bilirdim ki 19 sene sonra Bursa’ya geleceğim ve Dünyanın sayılı kayak merkezlerinden Uludağ’ın eteklerinde yaşayacağım. Bir daha da cesaret edemedim kayak için. Ha, çok da pişman mıyım? Hayır. Öğrensem kötü mü olurdu? Asla, çok iyi olurdu. Ama bazen nasipten öte bir şey olmuyor. Bu ve buna benzer bir takım konulardan dolayı bende şöyle bir felsefe oluşmuştur. Bu ülkede ve dünyada eline fırsat geçmişken her şeyi öğreneceksin ve bir kenara koyacaksın. Bir gün gelir lazım olabilir. Ayrıca bunlara ilave olarak bu ülkede verilmiş her hakkı mutlaka alacaksın. Zira bir gün gelir ihtiyacın olabilir.

Seninle sevdamız henüz bitmedi ve sanırım hiç de bitmeyecek Sarıkamış., Allahuekber Dağları’nı ve doksan beş bin şehidimizi de unutmadım ve bir gün ayrıca yazacağım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno porno izle hd porno porno seyret sikiş izle hack forum

betmarino aresbet betnano asyabahis mroyun bahigo mobilbahis bets10 imajbet betper