Kıskanmak mı sevgidir, sakınmak mı?
Bazı cümleler vardır, yıllarca doğru sanılır.
“Kıskanıyorsa seviyordur” da onlardan biri.
Oysa her kıskanan sevmez. Bazen kıskançlık sevginin değil, korkunun sesidir. Bazen sahiplenmek gibi görünür ama derininde sahip olma arzusu taşır. Bazen “Seni çok seviyorum” diye başlar, sonra yavaş yavaş bir insanın hayatını daraltmaya dönüşür.
Kiminle konuşacaksın?
Nereye gideceksin?
Neden güldün?
Kim yazdı?
O kimdi?
Niye cevap verdin?
Niye onu giydin ?
Ve bir bakmışsınız, sevgi diye başlayan şey sorguya, şefkat diye başlayan şey denetime, sahiplenme diye anlatılan duygu sessiz bir esarete dönüşmüş.
Oysa sevgi bu değildir.
Sevgi, bir insanın hayatına girmek demektir; hayatının üstüne kapanmak değil.
Sevgi, bir insanın yanında durmak demektir; önüne duvar örmek değil.
Sevgi, bir insanı kendine mahkûm etmek değil; kendisi olabildiği hâlde yanında kalmasını değerli bulmaktır.
Bence burada en çok karıştırdığımız iki kelime var: kıskanmak ve sakınmak.
Kıskanmak, çoğu zaman “Ben korkuyorum” der.
Sakınmak ise “Ben seni önemsiyorum” der.
İkisi dışarıdan birbirine benzer gibi görünür ama içlerindeki niyet aynı değildir. Kıskançlık çoğu zaman insanın kendi içindeki eksiklikten, güvensizlikten, kaybetme korkusundan beslenir. Sakınmak ise sevdiğinin iyiliğini düşünmekten doğar.
Kıskançlık “Ben rahatsız oluyorum, o yüzden değiş” der.
Sakınmak “Ben bunu senin için söylüyorum, yine de kararına güveniyorum” der.
Kıskançlık karşı tarafın hayatını kendi korkularına göre düzenlemek ister.
Sakınmak, sevdiği insanın hayatına saygı duyarak yanında durur.
Aradaki fark bazen bir cümlede saklıdır.
“Onunla konuşmayacaksın” demek başka şeydir.
“Onun sana iyi gelmediğini düşünüyorum” demek başka.
“Oraya gidemezsin” demek başka şeydir.
“Orada kendini huzursuz hissedersen beni ara” demek başka.
“Ben istemiyorum” diye başlayan cümle ile “Ben senin zarar görmeni istemem” diye başlayan cümle aynı yerden çıkmaz.
Biri kontrol eder.
Diğeri korur.
Biri boğar.
Diğeri nefes aldırır.
Biri insanı küçültür.
Diğeri insanın kendini daha güvende hissetmesini sağlar.
Bugün birçok ilişki kıskançlığın romantize edilmesi yüzünden yoruluyor. İnsanlar sevilmeyi bazen denetlenmek sanıyor. Sürekli merak edilmeyi ilgi, sürekli sorgulanmayı değer, sürekli kısıtlanmayı önemsenmek zannediyor.
Ama sevgi, insanın üstüne kapanan bir gölge olmamalı.
Sevgi, insanın yolunu aydınlatan bir ışık olmalı.
Bir kadının bir erkekle, bir erkeğin bir kadınla konuşmasından hemen tehdit üretmek sevgi değildir. Sevdiğin insanın karakterine, aklına, duruşuna, sınırına güvenemiyorsan orada sevgi kadar korku da vardır.
Elbette insan sevdiğini önemser. Elbette bazı şeylerden rahatsız olabilir. Elbette sevdiği insanın zarar görmesini istemez. Ama rahatsızlığı dile getirmekle, karşı tarafın hayatını yönetmeye çalışmak aynı şey değildir.
Sevgi konuşur.
Baskı emir verir.
Sevgi anlatır.
Kontrol yasak koyar.
Sevgi “Bunu birlikte düşünelim” der.
Kıskançlık “Bunu yapmayacaksın” der.
İnsanın sevdiğini sakınması kıymetlidir. Ama sakınmak, onu cam fanusa koymak değildir. Sakınmak, sevdiğinin hayatına bekçi gibi dikilmek değildir. Sakınmak, onun etrafındaki herkesi düşman ilan etmek değildir.
Sakınmak, sevdiğin insanın ruhunu yormadan onu düşünmektir.
Kendini kaybettirmeden korumaktır.
Özgürlüğünü elinden almadan yanında olmaktır.
Ona “Ben buradayım” hissini verirken, “Sen bensiz eksiksin” duygusunu yüklememektir.
Çünkü gerçek sevgi insanı daraltmaz.
Gerçek sevgi insanı sürekli kendini açıklamak zorunda bırakmaz. Her adımda suçsuzluğunu ispatlatmaz. Her gülüşün hesabını sormaz. Her susuşun arkasından senaryo yazmaz.
Gerçek sevgi, insanın içini ferahlatır.
Yanında daha az korktuğunuz, daha çok kendiniz olduğunuz, daha rahat nefes aldığınız insan gerçekten seviyor olabilir.
Ama yanında sürekli dikkat kesiliyorsanız…
Bir kelimeyi yanlış anlar mı diye düşünüyorsanız…
Bir kahkahanızı fazla bulur mu diye kendinizi kısıyorsanız…
Bir mesajı görünce açıklama yapma ihtiyacı hissediyorsanız…
Orada sevgi kadar baskı da vardır.
Ve baskı, sevginin dili değildir.
Kıskançlık çoğu zaman “Benim ol” der.
Sakınmak “Kendin ol, ben yanındayım” der.
Kıskançlık “Dünyan bana göre şekillensin” der.
Sakınmak “Dünyanın içinde incinme, ben seni önemsiyorum” der.
Kıskançlık, sevdiğini kaybetmemek için onu küçültür.
Sakınmak, sevdiğini incitmemek için kendi diline bile dikkat eder.
İşte bu yüzden kıskanmakla sakınmak aynı şey değildir.
Bir insanı sevmek, onun hayatını kendi korkularımızla budamak değildir. Onun neşesinden, ışığından, insanlarla kurduğu sağlıklı bağlardan rahatsız olmak değildir. Sevgi, “Ben varsam dünya küçülsün” demez. Sevgi, “Ben varım diye sen daha güvende hisset” der.
Çünkü sevgi sahip olmak değildir.
Sevgi, yanında kalmayı seçen bir insana güvenebilmektir.
Sevgi, birinin özgürlüğünden korkmadan onunla yol yürüyebilmektir.
Sevgi, bir insanı dünyadan saklamak değildir.
Sevgi, dünya içinde ona güvenle yer açabilmektir.
Belki de gerçek sevgi tam olarak budur:
Sevdiğini kıskanarak küçültmemek…
Sakınırken incitmemek…
Ve en önemlisi, bir insanın hayatına sevgi diye girip, onun ruhuna yük olmamaktır.