Kaybolan yıllar nereye böyle?
Eski yılın saklı yanlışları herkesin gözü önünde kimseye gözükmeden, Bir “pardon” bile demeden sessizce aramızdan kaybolup gidiyor. Çalınan umutların error veren hesabını yepyeni dileklerle yeni yıla yükleyerek..
Oysa, güvenirdik biz duygu dolu yılların dostluk kokan dokunuşlarına… Ve inanırdık adaletin doğruluğuyla eskimeyen yılların hiç bir zaman kalplerimizi aldatmayacağına..
Biten 2006 yılının ardından bakarken, hiçbir şeyin değişmediğini görmek insanı hüzünle gülümsetiyor.
Umutların mola verdiği yerde bütün kirli işleri temizlemeden, her yeni yıl gibi sütbeyaz gelip, simsiyah giden eski yıl ! nereye kayboldu, böyle? Gerçeği yakalayıp tutmadan, Yanlışlara kafa tutmadan, doğruluk anlayışının esas değerini vermeden, haksızlıklara göz yumarak, sahtekarlara el sallayıp da, gezegendeki son gemiyle çekip gitmek var mı öyle?
Her taşın altından çıkanları ortaya çıkarmadan, alın terinin karşılığını görmezden gelip, adaletsiz maç yöneten, kimilerine bedavadan penaltı veren, gerçek penaltıların hakkını yiyen hakemlere kırmızı kart göstermeden, onların korkak kararlarını sorgulamadan, karanlıkta haksız çaldığı düdüklerini ellerinden alıp, duvara asmadan, yalan-yanlış kararlarına voleyi patlatmadan, kaybolan yıllar nereye böyle?
Popüler sahte jönlere haddini bildirmeden, ”aman ben ortadan yazayım, bana birşey olmasın” diyerek herkese mavi boncuk dağıtan karbon kopya spor yazarlarını meslekten men etmeden, futbola uzaktan yakından ilgisi olmayan, sadece büyük usta Alfred Hitchcock’a inat olsun diye gerilim senaryoları yazanları, futbolun içinden aforoz etmeden kaybolan yıllar nereye böyle?
Elleri ceplerinde boş tenekelere tekme atarak, futbolun içine koydukları dinamitleri ateşledikten sonra ıslık çalanların yüzüne tokadı patlatmadan, kıskançlığa vernik çekenlerin ellerindeki yapışkanlığının yüzlerine bulaşmış halini görmezlikten gelerek, gezegendeki son gemiyle çekip gitmek var mı öyle? Kaybolan yıllar, nereye böyle?
Sırtınızdaki çirkinliklerle dolu heybenizi yeni yıla yükleyip, pişmanlık bile duymadan..
Hakan Cerrahoğlu