Kendisiyle mücadele edebilen insan, en değerli insandır.
 
       Emre Belözoğlu Türk futbolunun yetiştirdiği en kariyerli, en önemli futbolcusu. Onun bütün umudu kendinde.
       Emre’nin kişisel hırsları sadece sahada kazanmak için. Onun savaşçı ruhu da bunu en güzel şekilde ispatlıyor. Bunca psikolojik dezavantajlara rağmen yüreğini ortaya koyması boşuna değil.
       Fenerbahçeyi ateşleyen isimdir Sevgili Emre. Fenerbahçe’deki kusursuz mücadelesini delikanlılığın resmi olarak niteliyorum.
       Ben Emre’nin kusurlarını da söyleyen dostlarından biriyim. Yanlışları yok mu, elbette var. Hepimizin olduğu gibi. Emre’yi yakından tanıyan biri olarak, Emre sahanın her noktasında haksızlıklarla savaşıyor. Onun futbolunda açan isyan gülleri, milyonlarca kalplerde sevda seli olan Fenerbahçe için.
       Hırslı futbolunun dışında, kral adamdır Emre. Büyüklerine, dostlarına saygılı, sevgi çiçekleri dağıtan delikanlı.
       Bir gerçek var ki; Sevgili Emre futbola olan aşkının en güzelini Fenerbahçe’de yaşıyor.
                 Herkes kendisinde olmayan sportmenliği başkasında arıyor.
 
       Haksızlık altın çağını yaşıyorken, birileri fırsattan istifade ganimeti toplamak istiyor. Avanta hortumcuları mağlubiyetler şampiyonu olmuş, “kupamızı verin” diyor. 
       Geçtiğimiz hafta muhteşem bir futbol oynayan Emre ise; kötü tezahüratlara, saygısızlıklara, utanmazlıklara karşı oynadığı futbolla meydan okuyor. Kimse bunu dile getirmiyor. Varsa yoksa herkes, kıskançlık ve çekememezlik duygularıyla adam gibi futbol oynayan Emre’de kusur arıyor.
        Bilinen bir gerçek var ki; o da ülkemizde ırkçılığın olmadığı. Türkler tarihleri boyunca hiç bir zaman ırkçı olmadı.
Yorgunluk ve sinirle söylenen bir sözle ırkçılık suçlaması yapılıyorsa eğer; herkes ana-avrat küfür ediyor. Annelere haksızlık yapılıyor, gururlarıyla oynanıyor.
Öyleyse; annelere bu küfürleri sürekli eden toplumuzun % 90’ı tecavüzcüdür, o zaman.
Hiç bu durum dikkate alınmıyor.
Kimse kendi ettiği küfürlerle yüzleşmiyor, aynalarda utançlarından yüzleri kızarmıyor.
        Zokora gibi adamlar ise; hesabını iyi biliyor.
Başkalarının talimatıyla hareket ediyor. Maçtaki yorgunluktan söylenen kötü sözlerin sonrasında barış ilan edildiği halde Zokora, korkudan çaresizliğine yeniliyor.
Emre’nin uzattığı dostluk elini geri çeviriyor.
        Zokora’nın adamlığı Emre’nin kasıklarına attığı tekmeyle noktalanıyor.
Bu kasti hareketten, hayatı boyunca başarısı vasatın altında olan futbolun faulü Zokora’nın, kramponu bile utanmıştır.
Ancak; kendisi utandı mı, bilinmez. Bu güne kadar dünyada görülmemiş bu hareket,
Zokora’nın nasıl bir adam olduğunu ortaya koyuyor.
Zokora futbol filmlerinde önce mazlumu oynuyor, sonra celladı.
Elm Sokağı Kabusu Freddy bile bu kadar ürkütücü değil.
        Kafasına atılan cisimlere cesaretini siper eden Emre’nin, provakasyonlara taarruz niteliğinde oynadığı pozitif futbol, tebrik edilecek bir mücadele örneğidir.
Bilindiği gibi kazanılan zaferde usta asker, korkusuz askerdir.
        Kalbi pırıl pırıl olan Emre’nin oynadığı kora kor futbol, rakiplerin işine gelmiyor tabi ki. Rakip kaleye attığı gol, tribünden gelen kötülüklere cevap niteliğinde.
      Kendi markasının
“register” ı dır Emre.
  Futbolun William Wallace’ı..
        Her ne olursa olsun biz severiz Emre’yi, bu da ona yeter zaten.
O bir Fenerbahçe sevdalısı. O’nun Fenerbahçe ile bağlarını çözmesi mümkün değil.
      Kötüler birleştiği zaman,
 iyiler de bir araya gelmelidir. 
        Adaletin koşu bandında zafer doğruluğun olacak inanıyorum.
       Gerçekleri harekete geçirecek gücün, emeklerin, alın terinin mükafatı bu haklı galibiyetler değil mi zaten?