Eğitimde sanatın gücü
Dünyada eğitim sistemi kötü olup da gelişmiş olan tek bir ülke yoktur. Çünkü kalkınmanın, büyümenin ve olgunlaşmanın yolu, her zaman doğru ve kaliteli bir eğitimden geçer. Bu nitelikli eğitimin en hayati ve büyük bir bölümünü ise hiç şüphesiz sanat kaplar.
Sanat; her dönemde ve her koşulda birleştirici, bağlayıcı ve barışçıldır. Çocukların küçük yaşlardan itibaren sanatla buluşturulması, hem eğitim hayatlarına hem de ruhsal dünyalarına tarif edilemez katkılar sağlar. Resim yapan bir çocuk, şiirle ve edebiyatla ilgilenen bir genç, yazdığı makalede kendini açıkça ifade edebilen bir öğrenci; sahne sanatlarıyla, görsel sanatlarla ilgilenen hiçbir birey içinde kötü duygular barındıramaz. Bilakis onlar; daha duygulu, daha vicdanlı, empati yeteneği gelişmiş, hayal kurmayı bilen, hiçbir canlıya ve doğaya zarar vermeyen insanlara dönüşürler. İşte farkındalığı ve duyarlılığı yüksek bu güzel insanlar, büyüdükçe sağlıklı bir toplumu inşa ederler.
Yıllar önce de sanat çok önemliydi, şimdi de önemli ve gelecekte de hep en önemli unsur olarak kalacak. Zehirlenen ve kirlenen duygular, körelen vicdanlar ancak sanatın şifalı eliyle iyileşebilir. Çünkü sanat acılardan doğar, onlarla büyür, gelişir; kendisini içine alan, bağrına basan kişiyi de dönüştürüp olgunlaştırır. Leonardo Da Vinci’nin şu eşsiz sözü bu durumu en güzel şekilde özetler: “Işık gibi sevgi de en çok, en karanlık yerde parlar.”
Eğitim sistemimizde, çocukların içindeki bu ışığın parlamasına izin vermeli ve onların aydınlanma yolculuğunu gönülden desteklemeliyiz. Ezbere dayanan, kalıplarla sınırlandırılmış bir eğitimden ziyade; her çocuğun ruhunu besleyecek, zevk alacağı bir alan (resim, şiir, müzik, edebiyat) açmalıyız. Dünyamızı kuşatan bu öfke ve nefret duyguları; bugünün çocuklarının alacağı kaliteli, bilinçli ve sanatsal eğitimle şekillenecek, değişecektir. Sanat, bu büyük dönüşüme yön verecek en güçlü pusuladır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Ne kadar açık, net ve sarsılmaz bir ifade, değil mi? Bu aşamada, 17 Nisan 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri modelini de yürekten desteklediğimi belirtmeliyim. Ülkemizde bugün de bu özgün eğitim modelinin ruhuna ve amacına ulaşabileceğimize inancım tamdır.
Sanatın her alanındaki o birleştirici gücünü eğitim ve öğretime entegre etmek, uygulamak ve çocuklarımızın yaşamına dahil etmek; onların hem kişisel gelişimlerine hem de yarın inşa edecekleri geleceğe en büyük katkıyı sağlayacaktır.