Sırtını döndüğünde fark ettiğin boşluk
İnsan bazen yaşadıklarının ağırlığından değil, onları tek başına taşımak zorunda olduğunu fark ettiği anda çöker.
Çünkü bazı yükler ne kadar ağır olursa olsun taşınır. İnsan mücadele eder, çözüm arar, yeniden ayağa kalkar. Fakat tam da artık güçlü duramayacağını hissettiği bir anda arkasını döndüğünde, sırtını yaslayabileceği kimseyi bulamamak başka türlü bir yorgunluktur.
Bu, fiziken yalnız olmak değildir. Yanında insanlar varken yalnız kalmaktır.
Herkesin derdini dinlemiş, düştüğünde elinden tutmuş, çıkmazlarına çözüm aramış olabilirsin. Birinin sesi değiştiğinde fark etmiş, “İyi misin?” demekle yetinmeyip gerçekten iyi olup olmadığını anlamaya çalışmışsındır. Sonra bir gün aynı şeye sen ihtiyaç duyarsın. Birinin seni düzeltmesine, sana akıl vermesine ya da bütün sorunlarını çözmesine değil… Sadece kısa bir süreliğine yükünü bırakabileceğin güvenli bir limana ihtiyaç duyarsın.
Ama bazıları sen daha ne hissettiğini anlatamadan kendi hayatını anlatmaya başlar. Bazıları seni dinliyormuş gibi yapar ama aslında söyleyeceği şey için sırasını bekler. Bazıları yaşadığın şeyi anlamak yerine olaya kendi tarafından bakar. Bazılarıysa zaten zor taşıdığın yükü, farkında olarak ya da olmayarak biraz daha ağırlaştırır.
İşte insanın asıl kırıldığı yer burasıdır.
Söylenen tek bir cümle ya da yapılmayan tek bir telefon değildir kıran. Yıllardır karşılıklı olduğunu düşündüğü bir bağın aslında ne kadar tek taraflı aktığını görmektir. Sen onların hayatında sığınacak bir omuz olmuşsundur; ama senin yorulduğun gün, yaslanacağın bir omuz bulamamışsındır.
Belki de güçlü insanların en büyük yanılgısı budur. Herkesi taşıyabildikleri için bir gün birilerinin de onları taşıyabileceğini düşünürler. Oysa çevrelerindeki insanlar çoğu zaman onların güçlü hâline alışmıştır. Onları hep dinleyen, toparlayan, yol gösteren taraf olarak görmüşlerdir.
Güçlü insan yorulduğunda düzen bozulur.
Çünkü ondan hep anlayış bekleyenler, onun da anlaşılmaya ihtiyacı olabileceğini akıl etmez. Ona dayanmaya alışanlar, bir gün onun da düşebileceğini hesaba katmaz. Hatta bazen onun sessizliğini ilgisizlik, yorgunluğunu uzaklaşmak, kırgınlığını da gereksiz hassasiyet olarak görürler.
Oysa güçlü olmak, hiç yorulmamak değildir. Güçlü olmak; çoğu zaman yorgunken bile ayakta durmak, kimse fark etmesin diye sesini düzeltip hayatına devam etmektir. Fakat insan ne kadar güçlü olursa olsun, bazen taşıdığı her şeyi bırakmak ve “Bu kez de biri benim elimden tutsun” demek ister.
İşte zor zamanlar, tam da bu noktada insanlara dair en net gerçeği gösterir: Kimin hayatında gerçekten var olduğunu, kimin hayatında ise yalnızca bir rolden ibaret olduğunu…
Bazıları seni sen olduğun için sever. Bazılarıysa onları dinlediğin, desteklediğin, ihtiyaç duyduklarında orada olduğun için hayatında tutar. Sen artık o rolü üstlenemediğinde, ilişkinin gerçek niteliği ortaya çıkar.
Bu farkındalık can yakar ama son derece değerlidir.
Çünkü insan o andan sonra kimseyi suçlamak zorunda kalmaz; sadece herkesi doğru yere koymayı öğrenir. Her konuştuğunu dost, her yakın duranı sırdaş, her “Yanındayım” diyeni gerçekten yanında sanmaz. Kendisine de şu soruyu sormaya başlar:
“Ben bu ilişkide değer gördüğüm için mi varım, yoksa sadece alan kapladığım için mi?”
Belki büyümek biraz da bu soruya dürüstçe cevap verebilmektir.
Sırtını yaslayacak birini bulamadığında yıkılmazsın. Yine toparlanır, yine ayağa kalkarsın. Fakat kalktığında artık aynı insan olmazsın. Daha az seven değil, daha doğru seven olursun. Daha soğuk değil, daha seçici olursun. Herkesi hayatından çıkarmazsın; sadece kimseyi hak etmediği kadar yakında tutmazsın.
Çünkü bazı zor zamanlar bizi yalnız bırakmak için değil, kimin yanında gerçekten güvende olduğumuzu göstermek için gelir.
Bazen arkamızda yaslanacak bir gölge bulamayız. Ama tam da o gün, başkalarına sığınak olmaya çalışırken kendimizi ne kadar ihmal ettiğimizi anlarız.
Ve belki de asıl dönüşüm orada başlar: Başkalarına dayanmaktan vazgeçtiğimiz yerde değil; bundan sonra hayatımıza kimi, ne kadar yakına alacağımızı dürüstçe seçtiğimiz yerde.