Türkiye ve Haiti…
A Milli Futbol Takımımız 2026 Dünya Kupası ikinci maçında Paraguay’a 1-0 yenildi. Bir önceki Avusturalya maçından tek farkı bir saat daha erken uyanmamız olan rekorlarla dolu bir maç izledik. Gerçi takım kadroları bir gece önceden belli olsaydı ülkenin çoğu sabahın 06:00’sında uyanmak istemezdi.
Mutlak galibiyet parolası ile çıktığımız maçta her zaman olduğu gibi galibiyet için gol, gol için ise bir santrafor gerektiğini dikkate almadan sahaya dizilen bir Milli Takım vardı. Rekorlar ise çok ilginç, Dünya Kupası’nın en erken golünü yedik, Haiti’den sonra son maçlar oynanmadan kupaya veda eden ilk takım olduk, ilk yarı rakip kaleci hiç kurtarış yapmadı, ilk yarı 36 kez yaptığımız kenar ortalarına santraforumuz ceza sahası içinde sadece iki kez dokunmuş.
Dünya Kupası gibi turnuvalarda futbolcu parlatılır, bu konuda özellikle teknik direktörler yeteneklerini ve kariyerini bildikleri futbolcuları en efektif şekilde kullanarak gerek takımı gerekse futbolcuları dünya vitrinine sunarken bizim Milli Takımımızda oynayan Real Madrid’li, Juventuslu, İnter’li futbolcular bulundukları vitrinden de düştüler.
Milli Takım ilk yarı kenar ortalarını her zamanki gibi olmayan santraforumuz Kerem’e yaparak ondan medet umarken, aynı Kerem’i korner atışlarında ceza sahası dışında tutarak rakibin kontraataklarını engelleme görevi verilmesi hocanın kendini inkar etmesiydi. Kerem’e akan oyunda yan toplar atılması konusunda bir kurgu varsa Kerem’in hava hakimiyeti de iyi demektir ama kornerlerde neden Kerem ceza sahası dışında savunma görevinde yoksa hava hakimiyeti ve fizik gücü kornerlerde rakip defans ile boğuşmak için yeterli değil mi?
İkinci yarı uzatmalarla birlikte 55 dakika on kişi oynayan takıma karşı yine santrafor orijinli bir futbolcu olmayan, kanat hücumları ve fizik gücü sayesinde futbolcu olan Barış oyuna alınarak santrafor mevkiinde söndürülmeye devam etti. Yukarıda belirttiğim gibi futbolcuların parlatıldığı turnuvada biz futbolcular söndürerek turnuva takımı olmadığımızı, Yeşil Burun Adaları kadar futbolu oynayamadığımızı dosta düşmana ispat ettik. 10 Kişi kalmış ve fiziksel olarak güçlü bir takıma hücuma çıkarken daha hızlı ve daha mücadeleci olmamız ve en az bir gol bulmamız gerekirken, ne mücadele ettik ne de hızlı oynayarak rakibi gafil avlayabildik.
Ülke olarak saatlerimizi sabah erken saatlere kurduğumuz ve futbol heyecanı ile uyandığımız, henüz gözlerimizi ovuştururken ilk golü nasıl yediğimizi bile anlamadığımız tuhaf bir maç seyrettik. Günün sonunda, üç takımın çıkacağı grubumuzdan gol atamadan, puan alamadan, son maç oynanmadan Turnuvadan elenen ama Bodrum’da birer villa sahibi olduğu iddia edilen şekil saçlara sahip bir Milli Takım var. Bir teselli olur mu bilmem ama Haitide bizim gibi puan alamayan elene 16 takımdan bir diğeri…
Dünya Kupası öncesi hakemlerimizin muhtemelen bu turnuva için yetersiz olduğuna kanaat getirilerek turnuvaya davet edilmemesine çok kızdık ama aslında bu ülke futbolu için bir uyarıydı.Oynadığımız ve çok abarttığımız ligimiz Dünya klasmanındaki yeri bir Haiti kadardı. Milli Takımızda turnuvada taktik, diziliş, fizik ve kondisyon olarak yetersiz olduğunu ve bir turnuva takımı olmadığını belli etti. Tıpkı hakemler gibi performans ve yetkinliklere göre bir seçim yapılsaydı, Haiti’nin yanında “Bizim Çocukları” da Turnuvaya davet etmezlerdi. Ölçüt olarak Romanya ve Kosova’yı yenmemiz esas alındı ama İtalya gibi bir futbol ülkesinin yer almadığı bir turnuvada Haiti ve Türkiye’nin ne işi olduğunu hep birlikte uykusuz gözlerle izledik
Yazınızı gelmeden önce,geç oldu sanırım değerlendirecek pozisyon bulamadı telefon edip sorsam mı diye düşünüyordum.Biraz önce yazınız geldi okudum Evet, tam düşündüğün gibi yazmışsınız.Ne pozisyon ne hakem hatası,futbol oyunu ile ilgili hiç bir şey yok.Zaten olmayan şeyine uyduracak değilsiniz ya.. .””..Önümüzdeki maçlara bakalım.””