İyiliği adına kızını sürekli eleştiren anneler
Anne ile çocuk arasındaki bağ, bir insanın dünyayla kurduğu ilk ve en güçlü ilişkidir. Bir çocuğun kendine bakışı, değeri algılayışı ve sevgiyi tanımlayışı çoğu zaman bu ilişkinin içinde şekillenir.
Geçenlerde sosyal medyada, canlı yayında program sunarken annesinden aldığı olumsuz yorumları samimiyetle paylaşan bir kadın spikerin videosu dikkatimi çekti. Ekran önünde güçlü, başarılı, yetişkin bir kadın… Annesinin kendince iyi niyetli ama eleştirel cümleleri… Eğlenceli gibi görünen bu sahne aslında çok tanıdık bir anne–çocuk ilişkisinin yansımasıydı. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, annenin sesi iç sese dönüşebiliyor. Çünkü kız çocuklarının anneleriyle kurduğu ilişki, ilerideki kendilik algısının temelini oluşturuyor.
Anne olmak, çocuğun hayatını yönetme hakkı vermez. Çocuk, annenin tamamlanmamış hayallerini gerçekleştirecek bir proje değildir. Onu dünyaya getiririz ama onun yerine yaşamayız.
Ancak özellikle kız çocukları söz konusu olduğunda, annelerin “iyiliğin için söylüyorum” diyerek kurduğu cümleler çoğu zaman görünmeyen yaralar açabiliyor.
Ama mesele niyet değildir.
Mesele çocuğun ruhunda bıraktığı izdir.
“Biraz daha zayıflasan daha güzel olursun.”
“Sen böyle davranırsan kimse seni sevmez.”
“Ben senin yaşındayken…”
“Bu sana yakışmamış.”
Sürekli eleştirilen bir kız çocuğu zamanla şuna inanmaya başlar:
“Demek ki eksik olan benim.” Annesinin kendi kaygıları ya da kendiyle ilgili meselesi olabileceğini düşünmez. Duyduğu eleştirileri hak ettiğini zanneder. Hayatın en zorlu anlarında empati beklerken yargıyla karşılaştıysa, ileride sevgiyi de koşullu algılamaya başlar.
Özellikle fiziksel görünüş üzerinden yapılan eleştiriler, kız çocuklarının beden algısını derinden etkiler. Kendini olduğu haliyle kabul etmek yerine, sürekli düzeltilmesi gereken bir eksik olarak algılar. Bu durum ileride özgüven sorunlarına, değersizlik hissine ve ilişkilerde onay arayışına zemin hazırlar.
Danışmanlık süreçlerinde sıkça karşılaştığım bir tablo var:
Başarılı, güçlü, dışarıdan özgüvenli görünen kadınlar… Ama iç dünyalarında hâlâ annelerinin eleştirel sesi konuşuyor. Ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar kendilerini eksik hissediyorlar. İlişkilerde fazla fedakâr davranabiliyor, sınır koymakta zorlanabiliyor ve çoğu zaman kendilerini değersiz hissettiren partnerlere çekilebiliyorlar.
Çünkü çocukken öğrenilen duygu tanıdıktır. Eleştiri tanıdıktır. Sevgiyi hak etmek için çabalamak tanıdıktır.
Genel olarak anne–çocuk ilişkisi dışarıdan çok iyi görünebilir. Birlikte alışverişe gidilir, birlikte tatil yapılır; herkes “Ne kadar yakınsınız.” der. Ancak anne için övünç kaynağı olduğunuz sürece ilişki sorunsuz ilerler; fakat kendi yolunuzu seçtiğinizde çatışma görünür hâle gelir. Anne sevgisi koşula bağlandığında, çocuk sevgiye ulaşmak için kendinden vazgeçmeyi öğrenir. Oysa bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey sürekli düzeltilmek değil; görülmek ve kabul edilmektir.
Yeterli olduğunu hissetmektir. Sevginin bir çabaya bağlı olmadığını bilmektir.
Anne sevgisi güven verdiğinde çocuk güçlenir.
Ama sevgi eleştiriyle gölgelenirse, çocuk yıllarca kendini kanıtlama çabasıyla yaşar.
Anne olmak mükemmel olmak demek değildir.Ancak çocuğun ruhunda nasıl bir iz bıraktığını fark etmek, anneliğin en önemli sorumluluğudur. Çünkü annenin sesi, bir kadının hayatı boyunca kendine nasıl konuşacağını belirler.