Türkiye’de Psikolojik Esenlik Düşük Seviyede: İlk Sistematik Rapor Yayımlandı
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi tarafından hazırlanan Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu 2025, Türkiye’de psikolojik esenliğin tüm ölçümlerde düşük seviyede olduğunu ortaya koydu. Rapora göre Türkiye, birçok uluslararası mutluluk ve refah endeksinde alt sıralarda yer alırken ülkedeki mevcut durum “verimsiz mutsuzluk rejimi” olarak tanımlanıyor.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Türkiye’nin toplumsal psikolojik esenlik durumunu ulusal ve uluslararası veriler ışığında değerlendiren ilk kapsamlı çalışmayı yayımladı. “Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu 2025”, 10 Mart 2026’da düzenlenen toplantıda Nebi Sümer ve Zafer Yenal tarafından tanıtıldı.
Yedi uluslararası endeks, üç ulusal veri kaynağı ve çeşitli bağlamsal göstergelerin analizine dayanan rapor, Türkiye’de psikolojik esenliğin tüm ölçümlerde düşük seviyede olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre Türkiye, World Happiness Report’ta 147 ülke arasında 92’nci sırada yer alırken, OECD Better Life Index’nde 41 ülke arasında 38’inci sırada bulunuyor. Ayrıca Human Development Survey’nde 22 ülke arasında 21’inci, Legatum Prosperity Index’nde ise 167 ülke arasında 95’inci sırada yer alıyor.
Psikolojik esenlikte düşüş 2017’den sonra hızlandı
Rapora göre Türkiye’de psikolojik esenlik göstergelerindeki düşüş özellikle 2017 yılından sonra hız kazandı. Araştırmada yer verilen Gallup Global Emotions Report verileri, Türkiye’nin dünyanın en az gülümseyen ülkesi olduğunu ortaya koyuyor.
140’tan fazla ülkede yaklaşık 150 bin kişiyle yapılan anketlere dayanan veriler, 2016 sonrasında pozitif ve negatif duygular arasındaki farkın giderek açıldığını ve bunun “derinleşen mutsuzluk” olarak tanımlanabilecek bir tabloya işaret ettiğini gösteriyor.
Güven ve sosyal sermaye zayıflıyor
Raporda psikolojik esenliğin yalnızca bireysel değil, toplumsal faktörlerle birlikte ele alındığı vurgulanıyor. Özellikle kişisel özgürlükler, güvenlik, sosyal sermaye ve yönetişim gibi alanların Türkiye’de en zayıf boyutlar arasında yer aldığına dikkat çekiliyor.
World Values Survey ve Pew Research Center verilerine göre Türkiye’de genelleştirilmiş güven oranı yüzde 14 ile dünya genelindeki en düşük seviyelerden birinde bulunuyor. Aile içi güven düzeyinde de son yıllarda belirgin bir gerileme olduğu görülüyor.
Araştırmada Türkiye’deki mevcut tablo “verimsiz mutsuzluk rejimi” kavramıyla tanımlanıyor. Bu kavram, toplumun ne yüksek bir refah ve mutluluk seviyesine ulaşabildiğini ne de açık bir toplumsal çöküş yaşadığını; memnuniyetsizliğin ise çoğu zaman kolektif çözümler yerine bireysel çıkış arayışlarına yöneldiğini ifade ediyor.
Ekonomik ve toplumsal baskılar etkili
Rapora göre psikolojik esenliği etkileyen toplumsal dinamikler arasında genç işsizliği, gelir eşitsizliği ve sosyal güvencesizlik gibi faktörler öne çıkıyor. Genç yükseköğretim mezunları arasında işsizlik oranının yüzde 25’e ulaşması, özellikle kadınlarda eğitimde ya da istihdamda olmayan nüfus oranının OECD ülkeleri içinde en yüksek seviyelerde olması dikkat çekiyor.
Bunun yanında emeklilerin önemli bir bölümünün çalışmaya devam etmesi ve artan gelir eşitsizliği de ekonomik baskıların psikolojik esenlik üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ortaya koyuyor.
Psikolojik esenlik neden ölçülmeli?
Raporda son yıllarda uluslararası kuruluşların ekonomik büyümenin tek başına toplumsal refahı açıklamadığını kabul ettiğine dikkat çekiliyor. Bu çerçevede psikolojik esenliğin ülkelerin gelişmişlik düzeyini ölçen temel göstergelerden biri haline geldiği belirtiliyor.
Organisation for Economic Co-operation and Development’nin 2011 yılında geliştirdiği Daha İyi Yaşam Endeksi ve United Nations tarafından yayımlanan Dünya Mutluluk Raporu gibi çalışmaların bu yaklaşımın önemli örnekleri olduğu ifade ediliyor.
Araştırmacılara göre Türkiye’de son 50 yılda yaşanan demografik, ekonomik ve siyasal dönüşümlere rağmen psikolojik esenliğin sistematik biçimde izlenmemiş olması önemli bir boşluk oluşturuyordu. Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu 2025’in bu boşluğu doldurmayı amaçladığı ve her yıl yayımlanacak bir izleme serisinin ilk adımı olduğu belirtiliyor.