Suya Dair Bir Hatıra
Çocukken yaz tatillerinde koşarak gittiğimiz dereleri hatırlıyorum. Buz gibi suyu dizlerimize kadar çıkar, biz neşeyle oynarken suyun sesi adeta şarkı söylerdi. O dereler bizim oyun alanımız, serinliğimiz, yaşam sevincimizdi. Susadığımızda avucumuzu suya daldırır, kana kana içerdik. Bir yudum suyun bile bu kadar saf, bu kadar hayat dolu olduğu günlerdi o günler.
Şimdi aynı yerlere bakıyorum. Çatlamış toprak, kurumuş yataklar, taşların arasında unutulmuş birkaç su birikintisi… Sanki çocukluğumuzun hatıralarıyla birlikte su da çekilip gitmiş. Suyun olmadığı yerde sadece sessizlik kalmış. Bu manzara içimizi acıtmalı, çünkü suyun azalması sadece doğayı değil, bizim geçmişimizi, geleceğimizi, çocuklarımızın hayallerini de kurutuyor.
Türkiye’nin bugün geldiği noktada, kişi başına düşen yıllık su miktarı hızla azalıyor. Dünya standartlarına göre “su zengini” değiliz, tam aksine “su fakiri” olma yolunda ilerliyoruz. Barajlarımızdaki seviyeler düşüyor, derelerimiz kuruyor, tarım alanlarımız çoraklaşıyor. İklim değişikliği, yanlış sulama, bilinçsiz tüketim… Hepsi birleştiğinde karşımıza çok ciddi bir tablo çıkıyor: Susuzluk kapımızda.
Ama işin en acısı şu: Biz hâlâ musluğu açık bırakabiliyoruz. Damlayan bir musluğu günlerce görmezden gelebiliyoruz. Diş fırçalarken, bulaşık yıkarken, bahçe sularken suyun değerini unutuyoruz. Oysa bugün boşa akıttığımız her damla, yarın çocuğumuzun içemeyeceği su demek.
Peki ne yapmalıyız?
Damlayan muslukları hemen tamir etmeliyiz.
Duşlarımızı kısa tutmalı, tasarruflu duş başlıkları kullanmalıyız.
Bulaşık ve çamaşır makinelerini tam dolmadan çalıştırmamalıyız.
Bahçelerimizi günün serin saatlerinde, damla sulama yöntemiyle sulamalıyız.
Yağmur suyunu biriktirip değerlendirmeliyiz.
Ve en önemlisi: Çocuklarımıza suyun kıymetini öğretmeliyiz.
Çünkü mesele sadece bugünü kurtarmak değil; geleceğimizi güvenceye almak. Bizden sonraki nesillerin susuzluk çekmemesi için, bugün harekete geçmek zorundayız.
Ben derelerin şarkı söyleyen sesini özlüyorum. Çocuğumun da bir gün kendi çocuğuna, “Bak, biz de burada suyun içinde oynardık” diyebilmesini istiyorum. Bunun için suya sahip çıkmalıyız. Çünkü suyu korumak, hayata sahip çıkmaktır.
Unutmayalım: Bir gün hepimiz, hoyratça harcadığımız o son damlanın peşinde koşabiliriz.