Okumak: Kendini, Ötekini ve Ötesini Anlamak
Bizim dinimiz, henüz ortada bir kitap yokken “Oku!” emriyle başlar. Bu çok anlamlı bir başlangıçtır. Sadece bir metni değil; yeryüzünü, insanı, anlamı ve varlığı okuma çağrısıdır bu. Okumak; var oluşumuzu, dünyadaki yerimizi, kim olduğumuzu ve neye yönelmemiz gerektiğini anlamlı kılmanın ilk adımıdır.
Okumak, bir bilgi edinme sürecinden çok daha fazlasıdır. Kimi zaman bir aynaya bakmak, kimi zaman başkasının gözünden kendini görmek, kimi zaman da susarak iç dünyanı dinlemektir. Bu yüzden insan biraz tecessüs (derinlemesine merak) sahibi olmalıdır. Merak; öğrenmenin, anlamanın ve hakikate yolculuğun kapısını aralar.
Mustafa Kutlu’nun dediği gibi, okurun bir yazı hayatı olmalıdır. Okumakla kalmamalı, kendi iç sesini de yazıya dökebilmelidir insan. Çünkü yazmak da bir tür okumadır; içini okumanın, yüzleşmenin ve yeniden doğmanın bir biçimidir.
‘Ben, Öteki ve Ötesi’
“Öteki” dediğimizde, bizim dışımızda kalan her şeyi kastediyoruz. Ancak bu, ötekinin mutlaka düşman olduğu anlamına gelmez. “Ben ve öteki” kavramı, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin başkasına yansımasıdır. Ve bunun da bir ötesi vardır: öteki ötesi.
Bu durumda insanın yapması gereken şey bellidir:
– Önce kendini tanımak,
– Sonra ötekini anlamak,
– Daha sonra da ötesini kavramaktır.
Ama eğer insan sürekli “ben, ben, ben” diyerek yalnızca kendi merkezli yaşarsa; bu, ruhunu daraltır ve onu fakirleştirir. Ötekine bakmak, onun gözünden dünyayı görebilmek, benliğimizi zenginleştirir. Jean-Paul Sartre her ne kadar “Öteki cehennemdir” dese de bu her zaman böyle olmak zorunda değildir. Bazen öteki, bizi bize gösteren bir aynadır.
Zaman ve Bahaneler
“Vakit yok” sözü bir bahanedir. Gerçekte insan zamanın içine değil; zaman insanın içine açılır. İbrahim Kalın’ ın dediği gibi:
“Siz vakti nasıl kullanırsanız, vakit de kendini öylece açar size.”
Bu yüzden zamanın kıymetini bilmek, onu anlamlı şeylerle doldurmak gerekir. İnsan ancak doğru kaynaklardan beslendiği zaman zihinsel ve ruhsal olarak gelişir.
Beslenmemiz Gereken Bazı Kaynaklar:
İslam düşüncesi, tasavvuf ve felsefe tarihimizde birçok büyük isim ve onların eşsiz eserleri vardır. Bunlar, bir medeniyetin iç sesini bugüne taşıyan köprülerdir:
- İmam Gazâlî – el-Münkız Mine’d-Dalâl
- İbn Sînâ – Hayy bin Yakzân
- İbn Atâullah el-İskenderî – Hikmetler
- Mevlânâ Celâlettin-i Rûmî – Mesnevî, Fîhi Mâ Fîh
- İbn Arabî – Fütuhat-ı Mekkiyye, Füsûsü’l-Hikem
- Cemil Meriç – Tüm Eserleri
- Nuri Pakdil – Tüm Eserleri
- Mustafa Kutlu – Hikâye ve Denemeleri
- Eflatun (Platon) – Diyaloglar
- Kâtip Çelebi – Keşf-üz-Zünun, Cihannüma
- Teoman Duralı – Tüm Felsefî Eserleri
Bu kaynaklar; düşüncenin, inancın, varlık ve ahlâkın en derin noktalarına temas eden yol göstericilerdir.
Son Olarak:
Unutmayalım ki biz zaferle değil, seferle emrolunduk. Bu sefer; okumakla, anlamakla, sormakla, yazmakla ve kendimizi aşmakla mümkündür.