Mutluluk paylaştıkça mı azalıyor?
Garip bir çağın, tuhaf yolcularıyız.
İnsanlar artık sadece kendi mutsuzluklarını değil, başkalarının mutluluğunu da sırtında bir yük gibi taşıyor. Birinin başarısı, sanki bizim başarısızlığımız; birinin aşkı, bizim yalnızlığımız; birinin huzuru, bizim huzursuzluğumuzmuş gibi algılanıyor.
Sanki dünya dev bir pasta ve birisi bir dilim fazla aldığında, bizim tabağımız eksiliyor. Oysa gerçek bu değil. Kimsenin ışığı, bir başkasının karanlığını beslemek zorunda değil. Mutluluk, matematiksel bir bölme işlemi değil; aksine paylaştıkça çoğalan bir enerji formudur.
Neden daralıyoruz?
Birinin güzel bir evde yaşaması, istediği tatile gitmesi veya sadece içten bir kahkaha atması neden içimizde o adını koyamadığımız sızıyı başlatıyor? Belki kıyas, belki derin bir eksiklik hissi… Ama en çok da kendi içimizdeki o sönük lambayı yakmaya cesaret edemeyişimizden.
Şunu sormanın vakti gelmedi mi: Başkalarının ışığı bizi neden rahatsız ediyor?
Çünkü kendi içimizdeki karanlıkla yüzleşmekten kaçıyoruz. Başkasının parıltısını kısmaya çalışmak, bizi aydınlatmaz; sadece etrafımızı daha da karartır.
Oysa çözüm asil bir duruşta saklı:
Etrafındaki huzurlu insan sayısı kadar huzurlu olursun. Mutluluk bulaşıcıdır, iyi enerji bir frekanstır. Bir yerde iyilik çoğalıyorsa, o dalga er ya da geç senin kıyına da vurur.
Gelin, başkalarının ışığını sorgulamayı bırakıp kendi meşalemizi yakalım. Güzelliği küçültmek yerine, ona alan açalım. Çünkü dünya, sadece biz iyi olduğumuzda değil; hep beraber iyi olmayı başardığımızda yaşanır bir yer olacak.