“Kadın ve Çocuğun Sesi, Toplumun Vicdanıdır”
Bir toplumun en kırılgan iki yanı vardır: Kadın ve çocuk. Onlar hayatın kalbi, geleceğin umududur. Fakat en çok da onların sesi kısmaya, varlığını yok saymaya çalışırız.
Bir kadın tacize uğradığında çoğu kez ilk sorgulanan onun davranışı olur:
“Acaba yanlış bir şey mi yaptı?”
Bir çocuk istismarını anlattığında ise çoğu kez duyduğu söz şudur:
“Uyduruyorsun.”
Fail ortada dururken, gözler mağdurun üzerine çevrilir. Sessiz kalmayan kadın dışlanır, konuşmaya cesaret eden çocuk susturulur. Böylece en ağır yük, suçsuz olanların omuzlarına bırakılır.
Bir iş yerinde yaşanan tacizi düşünün… Mesaj atan kişiye tek bir söz söylenmezken, sesini yükselten kadının kapılar yüzüne kapatılır. Onu koruması gerekenler, görmezden gelir. Adalet yerini bulmaz; sessizlik failin kalkanı, mağdurun prangası olur.
Oysa kadın da çocuk da konuştuğunda, ilk duydukları şey şu olmalı:
“Yanındayız. Sana inanıyoruz.”
Çünkü onların susturulması, sadece bireysel bir haksızlık değil; toplumsal bir utançtır. Bir toplumun gerçek gücü, en savunmasızını ne kadar koruyabildiğinde saklıdır. Kadınların ve çocukların sesi kesildiğinde, aslında hepimizin sesi kısılır.
Artık biliyoruz ki: Suç mağdurda değil, suçluda. Ve hiçbir kadın, hiçbir çocuk, yaşadığını anlattığı için yargılanmamalı. Onların sessizliği değil, cesaretleri konuşulmalı.