Hünkar Köşkü’nde tarihe yolculuk
Bursa’nın sırtlarında, ovaya bakan o zarif yapıya adım attığınızda aslında bir köşke değil, tarihin kalbine girersiniz.
Hünkar Köşkü yalnızca taş ve ahşaptan yapılmış bir yapı değildir; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir hatıralar atlasıdır. Geçtiğimiz günlerde annem, Saire Turan ile birlikte bu eşsiz mekânda bulunma şansımız oldu. Rehberimiz, aynı zamanda sanat tarihçisi ve müze sorumlusu Zehra Anbartepe idi.
Onun sesinde ve anlatımında yalnızca bilgi değil, derin bir duygu vardı. Öyle ki, kelimelerle köşkün duvarlarını araladı, bizi 1800’lerin Bursa’sına, Abdülmecid’in şehre gelişine, Sultan Abdülaziz’in misafirliğine, ardından Atatürk’ün adımlarına taşıdı.
Ne muhteşem bir enerjiydi. Anlatımıyla , padişahların gölgesiyle Atatürk’ün sesinin aynı sofada buluştuğunu hissettik. Bir odada Şapka Kanunu’nun yankısı vardı, diğerinde Ülkü’nün çocuk kahkahası, bahçede ise Sabiha Gökçen’in genç bakışları… Köşk, yalnızca bir yapı değil, yaşayan bir zaman tüneli gibi önümüzde açılıyordu. Bir an için gözlerimizi kapattık; sanki avizelerin ışığında padişahın heybeti, pencere kenarında Atatürk’ün silueti belirdi. O gün Bursa’ya sığmayan bir tarih, köşkün her köşesinden fısıldıyordu. Tarih kitaplarının sayfalarında değil, mekânın kalbinde yapılan bu yolculuğun rehberi Zehra Hanım’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Çünkü bizlere yalnızca bir köşkü değil, bir milletin hatırasını gezdirdi.
Bugün Hünkar Köşkü’nü ziyaret edenler, yalnızca bir müze gezmiyor; geçmişin kapısından girip bugüne yürüyen bir yolculuğa çıkıyor. Ve biz, o gün, annem ile birlikte bu yolculuğun içinde olduğumuz için şükrettik.
Tarih, anlatılınca değil, yaşatılınca kalıcıdır. Hünkar Köşkü’nde yaşadığımız da tam olarak buydu