Hokus Pokus
Sana bir mektup gönderebilseydim eğer (ki düşünüyorum da, kendine yazıldığını bildiğin bunca şiirin, saatleri saatlere katan duraksız sohbetlerimizin, bir yakınlıksa eğer, tek yakınlığımız olan o ayrılık anlarında birbirimize sımsıkı sarılmalarımızın, dönüp dönüp arkamıza bakıp el sallayışlarımızın ardından yahut tüm bunlara rağmen mi demek daha doğru?), bu mektup sana ulaşsaydı, tıpkı diğer yazılarım gibi, okuduğundan şüphem yok, şu an yazdığım mektubu da okusaydın “Seni sevmek, benim miladımdı.” demek isterdim. Hemen arkasından “Bitti.” İçime düşen korun külünü savurdum.
Sana bir mektup yazabilseydim eğer, şöyle söylerdim:
Ben, seni, ilk görüşte, her görüşte, son görüşte; ben seninle kendimi, dünyayı yeniden; yaşamayı heybesinde tüm coşkusuyla; içimden dolup taşmayı sevdim. Esirgemeyişimi kalbimi aşktan, aşk varlığa büründü diye geri kazanmayı inancımın kalesini ve duygularımın çıplaklığını sevdim. Mahçupluğumu yanında, utangaç, sıkılgan hallerimi, bir o kadar cesur bakışlarımı, gözlerinin orta yerine. Gözlerinden çekmeyişimi. Titredikçe ellerim, sevdim seni. Mavi daha bir mavi, kırmızı daha bir kırmızı, bahar daha bir ilk bahardı, sonunu getirmeyecek gibiydi varlığın, aşktandı. Oysa, şimdi, mevsim “Bitti” derdim. Yazın kavurucu yangınından başkası yok. İbrahim’i yakmayan ateş, O’na nasıl serinlik getirdiyse, öyle soğudu yüreğime düşen, bitti.
Sana bir mektup yazabilseydim eğer, ‘iyi ki’ derdim. İyi ki sevmişim seni. Susamışlığını unutmuş bir çölmüşüm meğer. Unutmuşluğumu hatırlattın. Tıpkı, gül yağını sürerken bileklerine, hatırlattığım gibi sana kendini. O gün, öyle söylemiştin.
Ders bitiminde, ikimiz de uzatmak için bahaneler arıyorken ‘Sana Yann Tiersen çalayım’ deyişinden sonra parmaklarının piyanoda akışını sevdim. Seni izlemeyi, hiç bitmesin istediğim o dakikalarda. Kalem, şiir giyindi; şiir, kaleme soyundu. Şiiri getirdin bana. Aramızda geçen neydi, bir adı var mıydı, hiç bilemedim. Sen de beni sevdin mi? Sen de benim gibi bir yandan sarılırken, diğer yandan kendini sımsıkı tuttun mu? Biz neydik, ne değildik? Bu sorulara yanıtı sessizliğin verdi, belirsizliğin; benim gidişim değil. Gitmekle değil, susmakla bitti, aramızda ne var ne yoksa. Sen bitirdin.
Sana bir mektup yazabilseydim eğer, kırgınlığımı dile getirmezdim. Uzun uzun dökmezdim içimi. Derdim ki ‘Şiire sözcük yanaşmıyor artık.’ Beni, yaşadığım zamanın dışına çıkaran seni, zamanımın dışına sürdüm. Tamir oldu yüreğimin saati, sende durmuyor. Şairi yalanlardım yani. ‘Ben, sende kendimi yendim.’ derdim.
Sana bir mektup yazabilseydim eğer, bu sihirli bir aşk mektubu olurdu. Hokus Pokus! Şapkadan çıktı. Kayboldu. Ve büyü bozuldu.