Dolar 41,1470
Euro 47,9651
Altın 4.510,44
BİST 11.368,78
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 31°C
Az Bulutlu
Bursa
31°C
Az Bulutlu
Per 31°C
Cum 32°C
Cts 32°C
Paz 33°C

BİZ BİZİMLEYİZ

10 Ağustos 2025 15:23
125
A+
A-

Kendini Tanımakla Başlar Her Şey: Hayatın İçinden Bir Yolculuk

Dünya, zerrelerden —yani atomlardan— oluşuyor. Gördüğümüz büyük ve görkemli ağaçlar küçük fidanlardan; fidanlar ise minicik tohumlardan meydana geliyor. Devasa binalar küçük tuğlalardan, büyük şehirler ise küçük yapıların birikmesiyle kuruluyor. Hacimli külliyatlar, ufacık harflerin yan yana gelmesiyle oluşuyor.

İnsan da bir damla sudan, bir damla kandan yaratılmaya başlıyor; sonra yavaş yavaş büyüyor.

Zaman da böyle değil mi? Önce saniyeler, sonra dakikalar, ardından saatler, günler, haftalar, aylar… Ve nihayetinde yıllar birleşerek koca bir ömre dönüşüyor. İşte biz, bu sürece hayat diyoruz. İçinde yaşadığımız zaman dilimi, aslında bizim hayatımızın ta kendisidir.

Ve bu ömür…
Bize nasip edilmiş, Yaradan’ın bir lütfu olarak verilmiş. Ancak elbette bizden de bir şeyler beklenmiş tabi beklenti yine bizim kendimiz için.

Peki, bizden beklenen nedir?

İlk adımda kendimizi tanımak olduğunu düşünüyorum. Bu noktada sormamız gereken o kadim, ama bir o kadar da sarsıcı soru çıkar karşımıza:

Ben kimim?

Dünyaya gelirken doğum zamanımızı, anne babamızı, içinde doğduğumuz coğrafyayı, cinsiyetimizi, fiziksel özelliklerimizi —göz rengimizden boyumuza kadar her şeyi— biz seçmedik. Bizi yaratan, Rahman ve Rahîm olan Allah, bunların her birini takdir etti. Bunlar bize verildi, bahşedildi.

O hâlde şunu diyebilir miyiz?

“Ben annemi-babamı beğenmedim; doğduğum ülkeyi beğenmedim; çağımı beğenmedim.”

Hayır, bunu diyemeyiz. Çünkü bunların her biri birer nasiptir. Hatta kimilerine bu saydığımız nimetlerin bazıları hiç nasip olmamış olabilir. O yüzden, bize verileni canıgönülden kabul etmeli ve bunun bilincinde olmalıyız. Ancak o zaman boş uğraşlardan, isyandan ve nisyandan (unutmaktan) kurtulabiliriz.

Kendimize Dönmenin Vakti

Şimdi kendimizi tanımak için zamanımız var. Sorular net:

Kimim ben?
Kim olmak istiyorum?
Şu an nasıl biriyim ve nasıl biri olmak istiyorum?
Hayat tarzım nasıl olsun istiyorum?
Düşüncelerim nedir ve ne olmalı?
Ülkem nasıl bir yer?
Çağım nasıl bir çağ?
Atalarımız nerelerde yaşadı, nasıl yaşadı, bize ne söyledi?

Eğer büyüklerimiz bu konularda bilinçliyse, onlardan çok şey öğrenebiliriz. Değillerse, o zaman görev bize düşer: araştırmak, okumak ve yola çıkmak.

Ve bu yolculukta şu soruyu mutlaka sormalıyız:

“Beni yaratan Rabbim benden ne istiyor?”

Yaratan’ın Bizden Beklentisi Nedir?

Çoğumuzun vereceği ilk cevap şu olur:

“Allah bizden kendisine kulluk etmemizi istiyor.”

Bu doğru. Ama eksik.

Çünkü Allah bizleri farklı özelliklerde yarattı: fiziksel farklılıklar, karakter farklılıkları, düşünce farklılıkları… Yaşadığımız çağlar, doğduğumuz kültürler… Hepsi birbirinden farklı. Her birimize başka meziyetler, başka yetenekler nasip etti.

Söz gelimi, ilk çağ insanına avlanma ve doğa içinde yaşama yeteneği verildi. Günümüz insanına ise bilgi üretme, teknoloji geliştirme ve evrensel ölçekte işler yapma kabiliyeti verildi. Yani Allah, bize verdiği yetenekleri keşfetmemizi, geliştirmemizi ve bunları insanlığa faydalı olacak işler için kullanmamızı istiyor.

Kulluk yalnızca namaz kılmak değildir; hayatın tüm alanlarında Rabbimizin bizden beklediği güzelliği gerçekleştirmektir.

Ah Keşke…

Biz insanlar garip varlıklarız. Bazen “Keşke dedemin zamanında yaşasaydım” deriz. Dedemiz ise “Ah, ben de senin zamanında genç olsaydım” diye hayıflanır.

Kimimiz Antik Yunan’da yaşamak isteriz, kimimiz Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) döneminde sahabeyle birlikte olmayı arzularız. Ama şunu unutmayalım:

“Hangi zamanı hayal ediyorsak, o zamana duyduğumuz sevgi yüzündendir.”

Ancak şu soruyu da sormalıyız:

1400 yıl önce yaşasaydım, vahiy geldiğinde hemen iman eder miydim?

Kesin cevap veremeyiz. Çünkü her çağın zorluğu vardır. Her zamanın imtihanı başkadır. O yüzden içinde bulunduğumuz çağda imanla kalmak, sorumlulukla yaşamak büyük bir erdemdir.

Hayal Kurmak: Yaşamın Motoru

Hayal kurarız, çünkü hayal bizi diri tutar. Bu dünyada gördüğümüz çoğu şey önce bir hayaldi. Hayal kurmak; geniş, derin ve güzel bakışlara sahip olmak demektir.

Ama unutmamalıyız:

“Hayal, sorumlulukların önüne geçerse sadece uzaklaşırız; ulaşamayız.”

Hayallerimiz üzerine çalışmalı, adım adım yaklaşmalıyız. Şairin dediği gibi:

“İnsan, hayal ettiği müddetçe yaşar.” — Yahya Kemal

Alternatifleri Çoğaltmak: Çok Yönlü Olmak

Eskiden insanlar bir meslek öğrenir, hayat boyu onu icra ederdi. Artık öyle değil. Şimdi, hayatta kalmak ve hayalini kurduğumuz yaşamı gerçekleştirmek için alternatiflerimizi artırmak zorundayız.

Bugünün mesleği yarın yok olabilir. Bugün geçerli olan bir beceri yarın işe yaramayabilir. O yüzden:

  • Birden fazla meslek bilmeli,
  • Yeteneklerimizi geliştirmeli,
  • A, B ve C planlarımız olmalı.

Çünkü yaratılışımız çeşitli kabiliyetlerle donatılmıştır. Bizden beklenen, onları keşfetmemizdir.

Kendimizi Keşfettikse Şimdi Ne Yapmalıyız?

Kendimizi tanıdık, ailemizi gözden geçirdik, yaşadığımız coğrafyayı analiz ettik. Peki ya şimdi?

Hiçbir tespit, eyleme dönüşmezse bizi bir yere götürmez.

Artık yürümek zamanı. Bu noktada en önemli ihtiyaçlardan biri de ufkumuzdur.

Ufuk: Genişlik, Derinlik, Anlam

“Ufuk” kelimesi, gökyüzüyle yerin birleştiği o hayalî çizgiyi anlatır. Ama aynı zamanda vizyon, ileri görüşlülük demektir.

Bizler, hayata tek pencereden bakarsak daralırız. Şunu bilmeliyiz:

  • Bizim doğrumuz dışında da doğrular var,
  • Bizim hakikatimiz dışında da hakikatler var,
  • Bizim hayatımız dışında da hayatlar var.

Hayatı sadece “bizim gibi olanlar” üzerinden okumak, Allah’ın yarattığı zenginliği görmezden gelmek olur.

Önce Kendimiz: Sonra Başkaları

Uçaklarda sıkça duyduğumuz bir anons vardır:

“Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takınız.”

Neden? Çünkü siz bayılırsanız, çocuğunuza da yardım edemezsiniz.

Hayatta da böyledir. Önce kendimize yatırım yapmalı, kendi zihnimizi, kalbimizi, irademizi inşa etmeliyiz ki sonra başkalarına faydalı olabilelim. Bizde olmayanı başkasına veremeyiz.

Ve Son Söz: Parçası Olduğumuz Büyük Bütün

Biz:
Bir vücudun hücreleri gibi,
Bir binanın tuğlaları gibi,
Ailemizin fertleri gibi,
Atalarımızın duaları gibi,
Milletimizin mirasçılarıyız.

Müslüman ırkçı değildir. Ama ırkı ve kökü de yok saymaz.

Biz, İslam’ı derinlemesine kavramakla yükümlüyüz. İbadetle arınmalı, İslam coğrafyalarını tanımalı, tarih okumalı, seyahat etmeli, dil öğrenmeli ve seçtiğimiz meslekte en iyi olmayı hedeflemeliyiz.

Çünkü hayat, bize verilmiş bir emanettir. Ve biz, o emaneti layıkıyla taşımakla sorumluyuz.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.