Bahar gibi kış, kış gibi yaz: Doğanın bize verdiği cevaplar
Hava değişimini hayretle izliyorum. Dün yaz, bugün sonbahar; yarın kim bilir? Oysa biz dört mevsimi yaşardık eskiden… Her biri kendi zamanında, kendi güzelliğiyle gelirdi. Şimdi ise mevsimler birbirine karıştı. Doğa artık bize “keyifli sürprizler” yapmıyor, aksine uyarıyor. Hem de yüksek sesle.
Bu yaşadıklarımız bir tesadüf değil. Bu, doğanın diliyle yazılmış bir mektup. Ama çoğumuz ya okumayı bilmiyoruz ya da hâlâ görmezden geliyoruz. Çünkü biz, “gelişmek” adına doğayı hoyratça kullanan, “ilerlemek” adına onun düzenine çomak sokan bir türüz.
Ormanları kestik, yerine betonlar diktik. Akarsuların yönünü değiştirdik, toprağı zehirledik, havayı boğduk. Her yeni teknolojiyle daha çok tükettik ama daha az düşündük. Daha konforlu yaşamlar isterken, yaşanabilir bir dünyayı unuttuk.
Şimdi o dünya bize dönüp, “Siz ne yaptınız?” diyor. Yağmurlar mevsimsiz yağıyor, kuraklık artık sadece Afrika’da değil. Seller, fırtınalar, orman yangınları… Her biri doğanın bize attığı tokatlar gibi. Ama biz hâlâ “hava bugün garip” deyip geçiyoruz.
İklim değişikliği artık bilimsel bir tartışma konusu değil; yaşadığımız, hissettiğimiz, gördüğümüz bir gerçek. Bu bir gelecek meselesi değil, bugünün sorunu. Ve eğer hâlâ “doğa kendini toparlar” diye avutuyorsak kendimizi, çok geçmeden doğanın bizi toparlamaya başlayacağından şüphem olmasın.
Peki ne yapacağız?
Artık bireysel adımlar da toplumsal farkındalık kadar önemli. Daha az tüketmek, daha çok paylaşmak. İsrafı durdurmak. Ağaç dikmek. Geri dönüşüme önem vermek. Bilinçli tüketici olmak. Herkesin yapabileceği bir şey var. Bahane üretmeyi bırakıp, çözüm üretmek zorundayız.
Çünkü doğa bize misafir olmadı. Biz ona misafiriz. Ve ev sahibini bu kadar kızdırmışken hâlâ misafirliğin tadını çıkarmaya çalışıyorsak, kapı dışarı edilmemiz an meselesi.
Şimdi yeniden düşünelim:
Dört mevsimi doyasıya yaşamak mı istiyoruz, yoksa dört duvar arasında klimayla ısıtılan/soğutulan yapay bir hayatı mı?
Doğanın cevabı net. Sıra bizde.