Açlık (1)
Gözleri alev süzümü gibiydi, ıslak ışıltılı, çok içmişti
ağlamaklı, gülmekli karmakarışık bi halde dudaklarını toplamak istese de yapamıyordu
Morfin yemiş gibiydi, ifadesiz, sadece gözleri yalnızca gözleri vardı onun çaresizliğini acizliğini anlatan, yalansız bir geceydi gözlerindeki hal
kendisini nerede bulacağını kestiremiyordu o an
Sabah olur muydu? Bir daha baktı aynaya
Tanımıyordu, tanınmıyordu…
Kendi kendini tanımayan bir insanı kim tanısındı
Belli ki çok acı çekiyordu, anlatmıyordu anlatamıyordu
Anlatsaydı, onu anlayacak kimsenin olmadığını da biliyordu
Hiçbir zaman serzenişte bulunmadı, kendi mezarını kazacak cesareti vardı
Bir hikayesi var mıydı? Vardı tabi.
+Hikayesi olmayan insan mı olur?
-olur ya, yerinden kalkmayan, hiçbir şey için savaşmayan insanlar hikayesizdir’ dedi ve ekledi
Tabi onlarında hikayeleri var, yemek içmek uyumak gezmek gibi… Kısa ve öz…
Oysa savaşanlar öyle mi, kısacık ömrüne birkaç insanın yaşayabileceği bir çok hikaye sığdırırlar.
Henüz bitmemiş hayatını sorguladı uzun süre
Neler yapmıştı, neleri başarmış neleri yarım bırakmıştı, bir sarhoşun pekte mantıklı açıklamaları olmayacaktı belki ama mantık aramak da boş ve anlamsızdı
Yaşıyordu, yaşamak mantık kurallarıyla olmamalıydı ona göre
Annesinin ikinci, babasının üçüncü çocuğuydu
Zengin sayılmayacak bir aileye doğmuş, çocukluğundan bu yaşına kadar gücü yettiğince çalışmıştı
Ona anlatılan yaşamak çalışmak üzerine kuruluydu
Kendini tanımaya başlayana kadar sürdü bu öğreti
İşte mantığı yıkan ideoloji, ona dayatılan herşeye karşı gelmeye başladı
O çalışkan sessiz kişi gitmiş yerine kendi doğrularını sonuna kadar savunan, kimine göre asi, kimine göre akıllı biri olmuştu
Bir kalıba bağlı kalmayı bırak, o kalıbın ne olduğunu öğrenmek bile istemiyordu
Bu denli karşıt olmaya onu hangi şartlar zorlamıştı
‘Kimse bunu sormaz, herkes sonuca bakar’
Neyse, konumuza dönelim
Bastırılmış bir çocukluk geçirmişti, hiçbir zaman ne düşündüğü sorulmamış, her zaman “yap” diye emirler yağmıştı başına
O naif duyguları taşlaşmış, insan denen varlıktan kaçar olmuştu
Her sabah, ‘yine mi uyandım’ diyerek küfürler savuruyordu havaya
O yaşına kadar içten samimi bir gülümsemeyle karşılaşmamıştı, güldüğü tek konu insanların varlık mücadeleleriydi
Sanki ölmüş de geri gelmiş gibi neye bu çabanız der gibi…
Duydum
Bir kadın yaşamla kavgasını bitirmeye karar vermiş, yattığı hastane yatağından uyanıp kalkmaya değmez demiş, nedenmiş?
Belki insancıl bir sevgi uyandırır onu, belki sevilmek istemiş çokça
Belkide bıkmıştır yaşamaktan…
Yaşamaktan bıkılır mı?
Sevgi tükendiyse bıkılırdı, et’in ağır gelmeye başlamışsa sevdiklerine bıkılır, kimseye yük olmak istemediğinde bıkılır
Yoksa niye bıksın ki insan yaşamaktan
Biliyor musun
İnsan en çabuk istenilmediğini hisseder, sevildiğini hissetmesi zaman alır.
Evet; karşı koyulmaz bir güzelliği vardı, cüretkar lafını esirgemeyen tavırları daha cezbedici yapıyordu onu
Evinde bulduğu her boş alana üzerine yazdığı küçük notlar yapıştırıyordu
Unutmamalıydı, unutulmamak için.
Üstü başı dökük bir şekilde evine girebildi sonunda
Ayaz kapının tutamacını yalıyordu, eline yapıştı bi ara buz gibiydi tıpkı kalbi gibi
Uyandığında eşiğin iki adım içerisindeydi, kapıyı da kilitlememiş
Yerinden doğruldu, başı dönüyordu, mutfağın yolunu tuttu
Yarım litre doldurduğu kupadan bir yudum su yutmuştu
Gözü notlardan birine takıldı, saat 10 da fotoğraf çekimi vardı
Tüh nasıl yetişeceğim diye hayıflandı kuralsız…
10a 5 vardı, duşa girdi, gecenin yorgunluğu bütün bedeninden akıyor, kabinin giderinden süzülüyordu…
10 : 45 off ne çabuk geçti, sanki geç kalan o değilmiş gibi yavaş yavaş üzerini giyindi
Hava biraz ılınmıştı, üşüyordu, bu üşümek soğuktan değildi
Açlığın verdiği bir üşümek, sevgi açlığı, duygu açlığı, yaşamak açlığıydı bu
İstiyor muydu peki, mantıksız!
Neydi mantık, doğru olan mı, doğru hissedilen mi, onu mu, başkalarını mutlu eden miydi mantıklı olan.
Ona dikkatli bakan insanlar, ne kadar da kendini beğenmiş kibir budalası diyorlardı
Yüz çizgileri otantik bir dansı andırıyordu oysa
İnsanların söylemleri umurunda mıydı
Uzun kirpiklerinin altında yaşadığı hayatın aksine dünyaya ışık saçan simsiyah gözleri vardı
Yalanlarcasına…
(Devamı yarın)