Dolar 48,9304
Euro 55,7562
Altın 6.740,80
BİST 12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 23°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
23°C
Hafif Yağmurlu
Pts 18°C
Sal 19°C
Çar 20°C
Per 20°C

Okul saldırılarında teşhis yanlışsa tedavi mümkün mü?

27 Eylül 2026 14:30
43
A+
A-

Son dönemde okullarda artan akran zorbalığı ve öğrenci saldırısı haberleri ekrana düştüğünde, yükselen sesler genelde iki tanıdık noktada kilitleniyor: “Aileler çocuklarıyla ilgilenmiyor” veya “Devlet okullarda güvenlik önlemlerini artırsın, disiplin cezalarını sertleştirsin.”

Oysa soruna sosyolojik bir mercekle bakıldığında, her iki yaklaşımın da buzdağının yalnızca görünen yüzünü hedef aldığı anlaşılıyor. Şiddet; okulun kapısında başlayan ya da aile odasında biten münferit bir olgu değildir. Aksine, toplumsal kurumların işleyişindeki sistemik tıkanmaların okula yansımasıdır.

Bizler eğitimi sadece müfredat aktarımı, okulu ise dört duvardan ibaret bir bina sanma yanılgısındayız. Oysa bir çocuğun sırasına getirdiği şey sadece ders kitabı değildir; evinde tanık olduğu ekonomik kaygı, mahallesinde soluduğu çeteleşme kültürü, ekranından sızan kontrolsüz şiddet ve ait olma arzusuyla kıvranan yalnızlığıdır.





Mevcut Sistem Neden Tıkanıyor?

Bir şiddet vakası yaşandığında mevcut sistemde iki temel mekanizma devreye girer: Rehberlik servisi (PDR) ve Güvenlik/Disiplin.
PDR bireye odaklanır; “Çocuğun öfke kontrolü sorunu var mı?” sorusunun yanıtını arar. Bu son derece kıymetlidir ancak tek başına kaldığında bireysel bir rehabilitasyondan öteye geçemez. Güvenlik ve disiplin mekanizması ise “Sınıfa kesici alet girmesin” diyerek kapıya dedektör koyar ya da polisi okula çağırır.

Oysa okullara polisle girmek veya kapıya dedektör koymak şiddeti engellemez; sadece okulun dışına, sokak aralarına taşır.
Çocuğun neden öfke duyduğu, o öfkenin hangi toplumsal grupta bir prestij kaynağına dönüştüğü ve ailenin hangi sosyo-ekonomik sıkışmışlık yüzünden çocuğunu duygusal olarak yalnız bıraktığı soruları ise yanıtsız kalır.

Tam da bu noktada sistemin en büyük kör noktası ortaya çıkar: Sosyolojiyi ve sosyologları sürecin dışında tutmak.

Sosyoloji, toplumsal olayları suçlama diliyle değil, anlama yöntemiyle ele alır. Bir sosyolog okula girdiğinde, bir çocuğu tek başına suçlu veya hasta olarak etiketlemez; çocuğu çevreleyen toplumsal ekosistemini analiz eder.

Dünyada bu krizle baş edebilen ülkelere baktığımızda, eğitimin sadece pedagojik veya psikolojik değil, okul sosyologlarının saha araştırmalarıyla desteklendiğini görürüz:

• Finlandiya (KiVa Modeli): Zorbalığı bireyler arası bir kavga değil, bir grup dinamiği olarak okur. Odağı sadece saldırgan veya mağdur üzerine kurmaz; sınıftaki tanık olan çoğunluğa odaklanır. Sınıftaki diğer öğrencilere zorbalık karşısında sessiz kalmamanın ve mağdura destek olmanın toplumsal bir sorumluluk olduğunu öğretir. Uygulandığı okullarda zorbalık vakaları kısa sürede %80’e varan oranlarda azalmıştır.

• Japonya (Tokkatsu ve Toplum Temelli Öğrenme): Okulu, toplumsal uyumun ve aidiyetin inşa edildiği bir yaşam alanı olarak tasarlar.. Riskli mahallelerde sosyologlar ve sosyal hizmet uzmanları, okul-aile-mahalle üçgenini sürekli izler verisk grubundaki çocukların ev yaşamını ve sosyal çevresini takibe alır.

• İngiltere (Çok Disiplinli Erken Müdahale Takımları): Okul içindeki ciddi şiddet eğilimleri yalnızca disiplin kuruluna sevk edilmez. Sosyal hizmet uzmanları, çocuk psikologları ve emniyetin çocuk büro amirliklerinden oluşan ortak kurullar, çocuğun suça yönelmesini engellemek için aileyle birlikte çalışır.

Ne Yapılmalı? Çözüm Önerileri

Okuldaki şiddeti engellemek; güvenlik görevlisi sayısını artırmakla değil, okulun yer aldığı mahallenin dokusunu, ailenin sosyo-kültürel değişimini ve akran gruplarının yapısını analiz etmekle mümkündür. Bu doğrultuda atılması gereken adımlar şunlardır:

1. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini desteklemek adına her okula veya bölgeye mutlaka sosyolog atanmalıdır. Sosyolog; okulun sosyal haritasını çıkarmalı, hangi mahallelerden gelen çocukların risk altında olduğunu, aile yapılarındaki kırılmaları ve akran gruplarındaki çeteleşme sinyallerini sahada tespit etmelidir.

2. Yılda birkaç kez yapılan, katılımın zoraki olduğu ve ebeveynlere üsten bakan “Nasıl çocuk yetiştirilir?” seminerleri terk edilmelidir. Bunun yerine dijital çağın getirdiği kuşak çatışmalarıyla, sosyal medya manipülasyonlarıyla ve ekonomik stresle baş edebilecek interaktif Ebeveyn Destek Ağları kurulmalıdır. Ayrıca yerel yönetimler, üniversiteler ve STK’lar iş birliğiyle mahalle ölçeğinde ücretsiz aile danışma merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Şiddet eğilimi gösteren çocuğun ailesi, cezalandırılma korkusu yaşamadan bu servislere yönlendirilebilmelidir.

3. Şiddet eğilimi gösteren öğrenci disiplin kuruluna atılıp sokağa terk edilmemelidir. Sosyolog, PDR uzmanı, okul yönetimi ve aile bir araya gelerek çocuğun içinde bulunduğu toplumsal çevreyi iyileştirecek ortak bir rehabilitasyon protokolü uygulamalıdır.

Okulda yaşanan bir saldırı, münferit bir disiplin suçu değil; aileden okula, medyadan sosyal politikalara kadar uzanan bir zincirin kopma noktasıdır. Çözüm, cezaları artırmakta değil; çocuğu kuşatan sosyal çevreyi iyileştirmektedir.
Zil çaldığında şiddetin durmasını istiyorsak, sınıfa giren her çocuğun arkasındaki toplumsal gerçekliği okumak ve sosyolojik aklı okulların merkezine yerleştirmek zorundayız.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.