Akran zorbalığının beslendiği yer ailelerin kıyas dünyası
Her yeni eğitim-öğretim yılının eşiğinde hemen her velinin zihninde benzer dilekler dolanır: “İyi bir öğretmen denk gelsin, sınıfı ve arkadaşları iyi olsun, başarılı bir yıl geçsin…”
Çocuklarımızın akademik başarısı, okulun fiziki koşulları, hijyeni ve sunduğu imkanlar için çabalamak en doğal hakkımız. Ancak bu haklı telaşın ortasında, gözden kaçırdığımız ve farkında olmadan bizzat derinleştirdiğimiz çok kritik bir mesele var: Aileler arası gizli rekabet ve bunun çocuklardaki akran zorbalığına dönüşen yansıması.
Aileleri gözlemlediğimde bugün pek çok ebeveyn “Çocuğum arkadaş grubunun gerisinde kalmasın”, “Sınıfta ezilmesin, iyi görünsün” kaygısıyla farkında olmadan büyük bir yarışın içine giriyor. Bütçeleri aşan, ailenin aylık dengesini altüst eden o marka sevdası, ne yazık ki önce yetişkinlerin zihninde başlıyor.
Kendi imkanlarını zorlayarak çocuğuna fahiş fiyatlı bir ayakkabı ya da çanta alan ebeveyn, aslında sadece bir eşya satın almıyor; çocuğuna ve topluma şu kapalı mesajı veriyor: “Var olmanın ve kabul görmenin yolu, üzerindeki etiketin pahalılığından geçer.” Oysa gözden kaçırdığımız gerçek tam olarak şudur: Çocuklarımıza sınır çizmeyi öğretmeden önce, kendi doyumsuzluğumuza ve sosyal kıyaslarımıza sınır çizmek zorundayız.
Veliler olarak kendi aramızda “Kimin çocuğu ne giyiyor, ne kullanıyor?” yarışına girdiğimizde, çocuklarımız da bu tutumu bir yaşam biçimi olarak kopyalıyor. Belli bir gruba dahil olabilmek için ailesine maddi baskı kuran, istediği alınmadığında doyumsuzlaşan ve nihayetinde okulda markasız giyinen arkadaşını dışlayan çocuklar yetiştiriyoruz. Unutmamalı ki akran zorbalığı sadece fiziksel bir itme-kakma değildir. Bir çocuğu imkanları, kıyafeti veya çantası üzerinden küçümsemek, gruptan soyutlamak da ağır bir psikolojik zorbalıktır. Ve bu zorbalığın tohumları, evde ebeveynlerin diğer ailelerle girdiği görünmez rekabetle atılır.
Burada asıl mesele, çocuklara nasihat vermeden önce kendi duruşumuzu sorgulamaktır.
Çocuğumuza “Önemli olan dış görünüş değil, özgünlüktür” derken kendimiz okul kapısında ya da veli gruplarında diğer ebeveynlerin yanında eşyalar üzerinden bir statü mücadelesine giriyorsak, verdiğimiz mesaj inandırıcılığını tamamen kaybeder. Gerçek bir rol model olmak, öncelikle kendi tüketim hırsımızı ve onaylanma ihtiyacımızı dizginlemekten geçer.
Çocuğu memnun etmek onun her istediğini satın almak demek değildir; sırf arkadaş ortamında bir etiket kazansın diye ailenin bütçesini sarsan taleplere sağlıklı bir “hayır” diyebilmektir. Çocuğun evdeki gerçeklikle ve sınırlarla tanışması, onun duygusal olgunlaşması için en az akademik başarısı kadar hayatidir. Ona bir arkadaş ortamında saygı görmesinin yolunun pahalı markalardan değil; dürüstlükten, karakterden, paylaşımdan ve nezaketten geçtiğini önce kendi yaşantımızla hissettirmemiz gerekir.
Eğitimde fırsat eşitliğini, okulun hijyenini ve kalitesini elbette talep edeceğiz. Ancak aile ortamındaki zihniyet dönüşümünü ve değerler eğitimini sağlamak tamamen bizim elimizde.
Bu yeni eğitim döneminde çocuklarımızdan önce kendimize bir farkındalık aşısı yapalım: Çocuklarımızın sırtına pahalı markaların ve sosyal yarışların yükünü değil; özsaygının, empatinin ve özgün olmanın hafifliğini bırakalım.