Empati
Empati denildiğinde çoğumuz kendimizi aynada hep iyi bir yerde görüyoruz.
Kimse kendisini duyarsız, bencil ya da anlayışsız biri olarak tanımlamak istemez. Herkes yeterince vicdanlı olduğuna, insanları anladığına ve kalbini başkalarına açabildiğine inanır.
Fakat empati; insanın kendisi hakkında ne düşündüğüyle değil, karşısındakinin ruhuna nasıl dokunduğuyla ilgilidir.
Bugün insanlar birbirini dinliyor ama duymuyor. Aynı alanda duruyor ama birbirinin varlığına ulaşamıyor.
Çünkü bir insanı gerçekten anlamak; bir anlığına kendi iç sesini susturmayı, kendi dünyandan çıkıp başkasının karanlığına şefkatle bakabilmeyi gerektirir.
Empati, sadece bir başkasının ne yaşadığını bilmek değildir. O insanın geçtiği yollardan geçmemiş, aynı kayıpları yaşamamış, aynı sınavlardan verilmemiş olsak bile; onun hissettiği acının ağırlığına hürmet etmektir.
Anlamadığımız bir sızıya “abartıyorsun” dememektir.
Bilmediğimiz bir hikâyeye acımasız hükümler biçmemektir.
Zaten ayakta durmakta zorlanan birinin omuzlarına bir yük de bizim koymamamızdır.
Çoğu zaman görünürdeki davranışları yargılıyoruz. Bir insan sessizleştiğinde gururlu, uzaklaştığında nankör, tepki verdiğinde sorunlu olduğuna karar veriyoruz.
Oysa sadece son cümleyi duyuyoruz; o cümleden önce kaç kez sustuğunu bilmiyoruz. Sadece anlık tepkiyi görüyoruz; o tepkiye gelene kadar kaç gecenin uykusuz geçtiğini bilmiyoruz.
İşte empati; görünene bakıp hüküm vermeden önce, görünmeyen mücadelenin hakkını teslim etme inceliğidir.
Empati, herkesin her davranışını onaylamak ya da kendi sınırlarından vazgeçmek değildir. Empati; aynı fikirde olmasak bile, attığımız bir adımın, söylediğimiz bir sözün karşı taraftaki yankısını duyabilme yetisidir.
“Ben bu cümleyi kurarsam onun yüreğinde nasıl bir iz kalır?”
“Şu an onu gerçekten hissetmeye mi çalışıyorum, yoksa sadece kendi dünyamda mı yaşıyorum?”
Bu soruları kalbimize sorabilmektir.
Belki de bugün en büyük eksikliğimiz sevgisizlikten önce budur: Birbirimizin iç dünyasına karşı duyduğumuz o şefkatli merakı kaybetmek.
Bazen bir insanı iyileştiremeyiz. Bazen hiçbir şeyi düzeltmeye gücümüz yetmez. Ama empati, düzeltemeyeceğimiz bir acının içinde duran insana en azından yeni bir yara açmamaktır. Bazen sadece sessizce yanında durabilmek, “seni duyuyorum” demektir.
Çünkü herkesin kendi içinde yürüdüğü, bizim hiç bilmediğimiz gizli bir yolu var.
İnsan olmak biraz da budur:
Her şeyi bütünüyle anlamasak bile incitmemeye gayret etmek…
Kendi dünyamızın sınırlarından çıkıp bir başkasının kalbine nezaketle bakabilmek…
Ve bir insanın ruhunda iz bırakmanın, ona yapabileceğimiz en derin şefkat olduğunu unutmamak.