Her şeye yorum yapma ihtiyacı nereden geliyor ?
İnsan zihni boşlukları kolay kolay sevmez. Sessizlik çoğu zaman bir eksiklik gibi algılanır; sanki bir şey söylemezsek görünmez olacakmışız gibi hissederiz. Özellikle bugün, herkesin her konuda bir şey söylemeye zorlandığı bir dünyada bu baskı daha da artmış durumda. Sosyal medya da bu hali iyice besliyor; herkesin her an bir fikri var ve susmak sanki geri kalmak gibi hissediliyor.
Bu yüzden çoğu zaman konuya dair gerçek bir bilgimiz olmasa bile birkaç cümle kurma ihtiyacı hissediyoruz. Asıl amaç çoğu zaman bilgi paylaşmaktan ziyade , “ben de buradayım” demek oluyor.
Bunun temelinde ise belirsizliğe tahammül edememe hali yatıyor.
Bir konu hakkında konuşmadığımızda, o konunun kontrolünü de kaybediyormuşuz gibi geliyor. Bu da bizi, düşünmeden hızlıca yorum yapmaya itiyor. Uzun uzun düşünmek, araştırmak, beklemek yerine; kısa, net ve çoğu zaman yüzeysel cümlelerle bir yer edinmeye çalışıyoruz.
Ancak bu hızın da bir bedeli var. Sürekli yorum yapan bir zihin, zamanla dinlemeyi ve anlamayı unutuyor. Her şeye cevap yetiştirmeye çalışırken, aslında en değerli becerilerimizden biri olan gerçekten duyma yetimizi kaybediyoruz.
Bazen “bilmiyorum” diyebilmek, sandığımızdan çok daha kıymetli ve konforlu. Ya da “bu konuda bir fikrim yok” demek… Bunlar bir eksiklik değil, tam tersine sınırlarını bilen bir bilincin göstergesi. Her şeye yetişmek zorunda olmadığını kabul etmek, kişiyi daha güçlü ve daha dengeli kılar.
Aslında insanı en çok yoran şey her şeye dahil olma zorunluluğunu hissetmektir. Oysa yaşamın karmaşasını çözmenin yolu daha fazla konuşmak değil, bazen sadece doğru bir mesafeden gözlemlemeyi becerebilmektir.