Yeni neslin öfkesi: Eksik olan ne?
Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları hepimizi derinden sarsıyor. Herkes bir neden arıyor. En kolay bulunan nedenler de hazır: dijital oyunlar, diziler, sosyal medya…
Aslında mesele sadece ne izlediği değil, çocuğun ne hissettiği ve bunu kiminle paylaşabildiği.
Buna karşın bir de şu cümleyi duyuyorum “Biz de zor büyüdük ama böyle değildik.”
Doğru… Biz de çok dinlenmedik. Duygularımız çoğu zaman “abartma” diyerek geçiştirildi. Sözümüz kesildi, dikkate alınmadık. Kendi kendimize büyüdük, düştük, kalktık. Ama evet, biz bu kadar yalnız, bu kadar öfkeli ve bu kadar kontrolsüz değildik.
Peki ne değişti ?
Mesele sadece ilgi arttı, azaldı mı değil.
Mesele ilginin biçiminin değişmesi.
Eskiden çocukluk daha sertti ama daha gerçekti. Sokak vardı. Mahalle vardı. Arkadaşlıklar yüz yüze, temaslı ve gerçekti. Bir çocuk evde anlaşılmasa bile sokakta kendine bir alan bulabiliyordu.
Bugün ise çocuklar daha çok ilgi görüyor gibi…Hayatları daha konforlu ama daha kapalı.
Daha çok şeyleri var ama daha az alanları var.
Aileler artık çocuklarıyla daha çok ilgileniyor gibi görünüyor. Ama bu ilgi çoğu zaman bölünmüş bir ilgi…Bir yandan telefon, bir yandan telaş, bir yandan hayatın yükü.
Eskiden çocuk yalnız bırakılırdı, ama yalnız hissetmezdi.Şimdi ise çocuk yalnız bırakılmıyor, ama derin bir yalnızlık hissiyle büyüyor.
Bir diğer önemli fark da şu : Eskiden duygular bastırılırdı ama davranışların sınırı netti.
Ne yapılabilir, ne yapılamaz belliydi. Bugün ise sınırlar giderek belirsizleşti. Ne tamamen dinlenen, ne de gerçekten sınır konulan bir çocuk profili oluştu.
Ortaya şöyle bir tablo çıktı: Duygusu tam anlaşılmayan, ama sınırları da net çizilmeyen bir çocuk…
Evet eskiden öfke vardı ama görünür değildi. Şimdi öfke hem birikiyor hem de görünür hale geliyor. Çünkü artık çocuklar çok daha fazla uyarana maruz kalıyor ve iç dünyaları daha uyarılmış, daha hızlı tetiklenen, ve daha az tolere edebilen bir yapıya sahip.Bu yüzden mesele sadece ne izlediği değil, bu kadar yoğun bir dünyayı nasıl taşındığı.
Bizim çocukluğumuzda hayat daha yavaştı. Duygular bastırılıyordu belki ama aynı zamanda dağılıyordu, akıyordu, paylaşılıyordu da.Bugün ise duygular birikiyor. İfade edilemeyen, boşaltılamayan her duygu bir süre sonra davranışa dönüşüyor.
Ve bazen bu davranış, hepimizi sarsacak kadar sert olabiliyor.
Çocuklar değişmedi. Ama çocukluğu taşıyan zemin değişti yani dünya değişti. Ve bu dünyada çocuklar; ne sadece sevgiyle, ne sadece disiplinle, ama gerçek bağ ve net sınırlarla büyüyebilir.