Hürmüz’ün boğazından geçmiyor!
“Boğazından geçmeme” tabirini bu manada kullanacağım hiç aklıma gelmezdi. Düşünün; birinin boğazından geçmeyen bir şey, başka “Boğazları” etkiler mi?
Bir tarafta Amerika ve İsrail, diğer tarafta ise ön planda yalnız görünen İran… Yazıyı kaleme aldığım saatlerde taraflar şimdilik ateşkese uymuş görünüyor. Peki, Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyen o tankerler, Türkiye’deki finans ve gayrimenkul çevrelerini nasıl etkiliyor?
Maalesef Hürmüz’den geçemeyen gemiler yüzünden, Türkiye’deki esnafın lokması da kendi boğazına takıldı.
Kırılgan Ekonomi ve Güvenli Liman Arayışı
Ekonomimizin hassas dengeleri içinde, gayrimenkul ve finans aktörleri kendilerini korumak adına daha “likit” ve kolay çıkabilecekleri yatırım araçlarına sığınmaya devam ediyor. Bu süreçte altın fiyatlarındaki geri çekilme dahi, hem yatırımcının hem de oturum amaçlı ev alacakların hesaplarını altüst etti.
Burada ilginç bir psikoloji devreye giriyor: Kaporasını verdiği ev için “Altın biraz daha yükselsin, öyle bozdurur alırım” diyenler, fiyatlar geri gelince soluğu mülk sahibinin yanında alıyor. Pişkin bir tavırla, “Altın düştü, param yetmiyor, indirim yap” demeyi kendinde hak görüyor.
Şimdi bu “akıllı” yatırımcılara sormak lazım: Altın fiyatı artsaydı, ev sahibine anlaştığınız rakamdan fazlasını mı ödeyecektiniz? Yoksa haftalar öncesinden TL bazında sabitlediğiniz fiyatla alım yapıp, “Hem altından hem evden kazandım” diye kahvede eşe dosta hava mı atacaktınız? Elbette kimsenin maddi zarara uğramasını istemeyiz ama iyi niyetle art niyeti de aynı kefeye koymamak gerekiyor.
“Ne Bileyim Ben!”
Peki, buradan sonrası ne olacak?
Bu soruya yanıt vermek gerçekten güç. Sektördeki uzun yıllara dayanan tecrübem ve aldığım eğitime güvenerek yorum yapma yetkisini kendimde görsem de, çevremden gelen sorulara bazen o meşhur Cem Yılmaz edasıyla “Ne bileyim ben?” demek geçiyor içimden…
Çünkü tablo karmaşık:
- Aylardır süren nakit darboğazı,
- İhracatçıyı zorlayan, ithalatçıyı güldüren düşük kur politikası,
- Çalkantılı siyasi gündem ve yerel yönetimler üzerindeki hukuki süreçler…
Tüm bu belirsizlikler, konut alıcısının kararını ertelemesine ve bekle-gör moduna geçmesine neden oluyor.
Fırsat mı, Yanılgı mı?
Aslında piyasa mantığı der ki: Hazır gayrimenkul fiyatları reel olarak durulmuşken, alım yapmanın tam zamanıdır. Ancak borsada, altında veya dövizde beklediğini bulamayan yatırımcı, elindekine veda edip gayrimenkulün güvenli limanına geçmeye cesaret edemiyor.
Mevduat faizini gerçek bir kazanç zannedip parasını bankaya hapsedenlere ise burada söylenecek çok söz var ama malum; bu yazı bir yatırım tavsiyesi değil. Mevduat konusu başka bir günün hesabı olsun.
Netice itibarıyla; seçim öncesi beklenen o faiz indirimi gerçekleşirse, gayrimenkul pazarında özlenen hareketlilik başlar. İşte o zaman sektör temsilcilerinin boğazından da beklediği o lokma geçer. İnşallah…
Esenlikler dilerim.