8 Mart Kutlama Değil, Hatırlama Günüdür
Yarın 8 Mart.
Birçok kişi çiçekler paylaşacak, “Kadınlar günümüz kutlu olsun” yazacak.
Ama 8 Mart aslında bir kutlama günü değil.
Bir anımsama günü.
1908’de New York’ta daha iyi çalışma koşulları isteyen kadın işçiler bir tekstil fabrikasında greve çıktığında, o fabrikanın kapıları kilitlendi.
Çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti.
Bugün 8 Mart’ın hikâyesi tam olarak buradan başlıyor.
Yani bu gün;
çiçeklerin, indirimlerin, pembe kampanyaların günü değil.
Kadınların verdiği mücadelenin günü.
Ve insan ister istemez soruyor:
Aradan geçen onca yılda gerçekten ne kadar yol aldık?
Bugün hâlâ kadınlar öldürülüyor.
Hâlâ kadınların hayatına başkaları karar vermeye çalışıyor.
Hâlâ kadınlar eşit olmak için mücadele etmek zorunda bırakılıyor.
Bir anne olarak bazen korkuyorum.
8 yaşında bir kız çocuğu büyütüyorum.
Nasıl bir dünyaya uyanacak?
Ne kadar özgür olacak?
Ne kadar güvende olacak?
Ama sonra dönüp bu ülkenin tarihine bakıyorum.
Ve bir kez daha anlıyorum ki,
biz çok büyük bir şansa sahibiz.
Çünkü bu ülkenin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk,
dünyanın birçok ülkesinden önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi.
Kadınların eğitim almasını, meslek sahibi olmasını,
toplumun içinde eşit bireyler olarak yer almasını savundu.
Bugün sahip olduğumuz pek çok hak,
bize birilerinin lütfu olarak verilmedi.
Bir vizyonun, bir devrimin,
ve bir liderin kararlılığının sonucudur.
Bu yüzden 8 Mart’ta en çok hatırlamamız gereken şey şu:
Kadın olmak bir zayıflık değil.
Bir eksiklik hiç değil.
Kadın olmak;
hayatı taşıyabilmek demektir.
Ve bu ülkede kadınların başı dik yürüyebiliyorsa,
bunun en büyük sebeplerinden biri
Atatürk’tür.
O yüzden ben yarın sadece kadınları kutlamıyorum.
Kadınların mücadelesini hatırlıyorum.
Ve bize bu hakları kazandıran Cumhuriyet’e
bir kez daha saygıyla bakıyorum.
Çünkü biliyorum ki;
Kadın güçlü olursa, toplum güçlü olur.
Ve bir ülkenin gerçek gücü,
kadınlarının ne kadar özgür olduğuyla ölçülür.