Güven Duygusu Tahliye Edildi
Bazen bir haberi paylaşırsınız ama altına tek bir kelime bile yazamazsınız.
Çünkü söylenecek çok şey vardır ama hiçbir cümle yeterince doğru gelmez.
Çünkü kelimeler yetmez, suskunluk anlatır.
Türkiye’de cezaevinden tahliye edilenlerin önemli bir kısmının yeniden suç işlediğine dair bir istatistik düştü gündeme.
Soğuk bir rakam. Yüzdeyle ifade edilen bir gerçek.
Ama o rakamın içinde sadece dosyalar, suçlar, mahkûmlar yok.
O rakamın içinde sokakta daha hızlı yürüyen kadınlar,
akşam saatinde yolu uzatmamaya çalışan gençler,
“Kapıyı kilitledin mi?” diye tekrar tekrar soran çocuklar var.
Asıl mesele yalnızca suçun tekrarı mı?
Yoksa bizim, toplum olarak, kendimizi güvende hissetme duygumuzu yavaş yavaş kaybediyor olmamız mı?
Artık çoğumuz tepki vermiyoruz.
Yorum yapmıyoruz.
Uzun uzun tartışmıyoruz.
Bir haberi görüyor, paylaşıyor ve geçiyoruz.
Bu, duyarsızlık değil.
Bu, yorgunluk.
Çünkü konuştuğumuzda bir şeyin değişeceğine olan inancımız zayıfladı.
Çünkü bağırmanın, kızmanın, tepki göstermenin hayatlarımızı daha güvenli hale getirmediğini defalarca gördük.
Ve insan bazen susmayı, kendini korumanın bir yolu olarak seçer.
Ama suskunluk, her zaman kabulleniş değildir.
Bazen suskunluk, en güçlü itirazdır.
Toplum olarak en tehlikeli noktaya, “alışma” noktasına yaklaşıyoruz.
Güvensizlik hissine alışıyoruz.
Tedirginliğe alışıyoruz.
Normal olmaması gereken pek çok şeyi “artık böyle” diyerek içimize atıyoruz.
Oysa güven, bir lüks değil; en temel ihtiyaçlardan biridir.
İnsanların sokakta yürürken sürekli tetikte olması,
annelerin çocuklarını büyütürken içinin rahat olmaması,
gençlerin geleceğe korkuyla bakması “olağan” kabul edilemez.
Bu yazı bir suçlu–suçsuz tartışması değil.
Bu yazı rakamların doğruluğunu sorgulayan bir analiz de değil.
Bu yazı, hepimizin içinde biriken ama kelimeye dökmekte zorlandığı hissin yazısı.
Yorum yapamıyorum.
Ama siz anladınız.
Çünkü aynı sokaklardan geçiyoruz.
Aynı sessizliği paylaşıyoruz.
Ve bazen en çok şeyi, hiç konuşmadan anlatıyoruz.