Dolar 43,1417
Euro 50,1954
Altın 6.292,09
BİST 12.200,95
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 10°C
Yağmurlu
Bursa
10°C
Yağmurlu
Pts 3°C
Sal 3°C
Çar 7°C
Per 10°C

Anomi, Yabancılaşma ve Modern Bir Ruhun Kırılganlığı

11 Ocak 2026 09:29
131
A+
A-

Depresyon ve Kaygının Sosyolojik Bir Okuması

Modern toplum, bireyi tarihsel olarak hiç olmadığı kadar özgürleştirmiş görünürken, aynı anda onu derin bir yönsüzlüğün ve anlamsızlığın içine sürüklemiştir. Bu çelişkili durum, ruhsal sıkıntıların bireysel patoloji olarak ele alınmasını yetersiz kılar. Depresyon ve kaygı, yalnızca bireyin iç dünyasında değil; toplumsal yapının çözülme biçimlerinde de köklenmektedir. Bu bağlamda Durkheim’in anomi kavramı ile Marx’ın yabancılaşma kuramı modern insanın ruhsal kırılganlığını anlamada tamamlayıcı iki temel eksen sunar.

Durkheim’a göre toplum, bireyin arzularını sınırlayan ve ona yön veren ahlaki bir çerçeve üretmekle yükümlüdür. Ancak modernleşme süreçleriyle birlikte bu çerçeve zayıflamış;

geleneksel normlar çözülürken, yenileri henüz istikrarlı biçimde yerleşmemiştir. Anomi tam da bu ara bölgede ortaya çıkar: Ne yapılması gerektiğinin, neyin yeterli sayılacağının, hangi yaşam biçiminin “doğru” olduğunun belirsizleştiği bir toplumsal atmosfer. Bu belirsizlik, bireyin arzularını sınırsızlaştırırken aynı zamanda onu sürekli bir tatminsizlik ve huzursuzluk hâline mahkûm eder. Ne yapılması gerektiğinin, neyin yeterli sayılacağının, hangi yaşam biçiminin “doğru” olduğunun belirsizleştiği bir toplumsal atmosfer. Bu belirsizlik, bireyin arzularını sınırsızlaştırırken aynı zamanda onu sürekli bir tatminsizlik ve huzursuzluk hâline mahkûm eder. Durkheim’in vurguladığı üzere sorun, yoksunluk değil, ölçüsüzlüktür. İşte kaygı, bu ölçüsüzlüğün psikolojik dilidir. 

Kaygı, modern bireyin belirsizlik karşısında geliştirdiği sürekli tetikte olma halidir. Geleceğin öngörülemezliği, başarı ölçütlerinin muğlaklığı ve beklentilerin sınırsızlığı, bireyi sürekli kendini kanıtlamaya zorlar. Bu noktada kaygı, bireysel zayıflıktan ziyade, normatif boşluğun bedensel ve duygusal bir tezahürü olarak okunmalıdır. Anomik toplumda birey, ne kadar çabalarsa çabalasın “yeterli” olma duygusuna erişemez.

Marx’ın yabancılaşma kavramı ise bu tablonun ikinci ve daha derin katmanını açığa çıkarır.
Marx’a göre insan, emeği kendi aracılığıyla kendini dünyada kurar, ancak kapitalist üretim ilişkileri, bu emeği insanın kendisine yabancı bir güce dönüştürür. Modern birey yalnızca ürettiği nesneye değil, kendi etkinliğine, zamansallığına ve nihayetinde kendisine yabancılaşır. Bu yabancılaşma, insanın yaşamını anlamlı bir bütün olarak deneyimlemesini imkansızlaştırır. 

Depresyon, bu kopuşun duygusal sonucudur. Yabancılaşmış birey, hayatı “yaşanan” değil, “katlanılan” bir süreç olarak algılar. Enerji kaybı, zevk alamama ve içsel boşluk hissi, kişinin hayatla kurduğu bağın zayıfladığını gösterir. Burada depresyon, bireyin tembelliği ya da nankörlüğü değil; kendisine ait olmayan bir yaşamın içinde tükenmesidir.

Anomi ve yabancılaşma, modern toplumda birbirini besleyen iki yapısal süreçtir. Normların belirsizliği bireyi sürekli çabalamaya iterken, bu çaba çoğu zaman kişinin kendisiyle bağ kuramadığı alanlarda gerçekleşir. Böylece kaygı ile başlayan süreç, yabancılaşma yoluyla depresyona evrilir. Birey hem yönsüz hem de köksüzdür. Ne nereye gideceğini bilir ne de bulunduğu yerde kendini hisseder.

Bu çerçevede depresyon ve kaygı, bireysel ruhsal bozukluklar olmaktan ziyade, modern toplumun yapısal gerilimlerine verilen insani tepkiler olarak okunmalıdır. Ruh sağlığını yalnızca bireyin iç dünyasında aramak, sorunun toplumsal boyutunu görünmez kılar. Oysa modern insanın asıl kırılganlığı, normların çözüldüğü ve anlamın metalaştığı bir dünyada yaşamaya zorlanmasından kaynaklanır.

Durkheim ve Marx birlikte okunduğunda bize şunu söyler: Modern toplum, bireyi özgürleştirdiğini iddia ederken, onu hem yönsüz bırakmış hem de kendisine yabancılaştırmıştır. 
Kaygı bu yönsüzlüğün, depresyon ise bu yabancılaşmanın ruhsal izdüşümüdür. Modern insanın yorgunluğu, bireysel bir eksiklikten değil, yaşadığı toplumun ona sunduğu kırılgan varoluş koşullarından doğmaktadır. 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.